SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

Hayatın Yükünü Taşıyan Sol Ayak

MÜDAVİMLER | 26.11.2020 10:30

"Bir bedenin taşıyabileceği ne kadar yük varsa Diego onu taşıdı. Başarısının bedelini hayatını istediği gibi sürdüremeyerek ama kendince yaşamaya devam ederek ödedi."

Ant Arın SERMET Ant Arın SERMET
Hayatın Yükünü Taşıyan Sol Ayak

Ünlü sinemacı Asif Kapadia’nın alametifarikası için ‘konuşan kafa’ kullanımını tercih etmiyor oluşunu söyleyebiliriz. 2010 yapımı “Senna” belgeselinde yüzlerce saatlik arşiv görüntüsünü tarayarak ders niteliğinde bir iş çıkartmıştı. Bu sebeple birkaç dakika sonra karşımda olacak belgeselin heyecanı benliğimi ele geçirmişti. Napoli sokaklarında, seksenli yılların fon müziği diyebileceğimiz aşırı syntheseizer kullanımını bozulmaya başlamış patlak tonlarda bir araba takibi görüntüsüyle birleştirerek vermişti Kapadia. Ayrıca Maradona’nın henüz Maradona olmadığı yıllarda böyle bir görüntü arşivine sahip olması ileriki yıllarda arasının açıldığı, kardeşinden daha kardeşi gibi görünen eski menajeri Jorge Cyterszpiler sayesinde oldu. Ama Maradona ile Cyterszpiler arasında nasıl bir dargınlık varsa 130 dakikalık film süresince sadece bir kez Cyterszpiler’in yüzünü görüyoruz. Orada da Maradona’nın Napoli’ye imza töreninde yanında duruyor.

Diego, hamal bir baba ile günlük iş yapan bir annenin ilk oğlu olarak Arjantin’in en düşük gelirli bölgelerinden olan Lanus’da dünyaya geliyor. Diego, o kadar yetenekli ve dikkat çeken bir çocuktu ki onu gören futbol kulübü temsilcileri onu kadrosuna katmak istiyordu. Küçük yaşlarından beri gördüğü bu ilgi hayatını kurtarmasını sağlarken bir yandan da hayatını kararttı. Utangaç bir yapıya sahip olan Diego, değil büyük kulüplerin kaderini değiştirmek, bir kadınla tanışırken bile çekiniyordu. Ama ilk senelerinde, 15-16 yaşında Argentinos Juniors’la profesyonel sözleşmeye imza attığında, hayatını kurtardığını düşünüyordu. Nasıl düşünmesin ki? Ailesiyle birlikte, 1 odalı küçücük bir kutuya benzeyen, yıkılmak üzere olan prefabrik bir evde yaşamaya çalışırken bir anda 3 odalı bir eve taşınmıştı.   The five years at Argentinos Juniors that propelled Diego Maradona to  greatness

Eski eşi Claudia Villafane bu konu hakkında, “15 yaşından beri sadece kendi hayatını değil ailesini de geçindiriyor. Hayatın yüküyle çok erken tanıştı” diyor ve durumu özetliyordu. 1981-82 sezonunda Arjantin’in en büyük 2 takımından birine, Boca Juniors’a transfer oldu. Bu transferinden sonra kazancı arttıkça ailesini daha iyi bir hayata kavuşturmuş ve kendini geliştirmişti. Arjantin’de oynanan futbolun Diego’yu zorlamaması okyanusu aşma vaktinin geldiğini gösteriyordu. Okyanus aşırı ilk denemesi o kadar kaotik bir hal almıştı ki, “Napoli’den başka kimse beni istemiyordu” diyerek Barcelona macerasını bitirmiş ve evini İtalya’ya taşımıştı.

 

Tatlı Hayat

Federico Fellini’nin sinema tarihine altına harflerle kazıdığı “Tatlı Hayat”, Maradona’nın İtalya’da yaşadıklarının yanında karamsar bir dönem değerlendirmesi olarak kalırdı. 80 bin Napoli taraftarının, San Paolo Stadyumu’nu doldurduğu imza töreni futbol tarihinin gördüğü en büyük karşılamalardan biriydi. İtalya tarihi boyunca kuzeyli halkın, güneylileri hor görmesi ve İtalyan saymaması sebebiyle ciddi bir gerilim yaşanmıştır. Napolilere edilen ağır hakaretlere filmde birebir denk gelebilirsiniz. Asif Kapadia’nın, İtalya içindeki yıllardır değişemeyen gerginliği bir göz olarak tarafsız anlatması filmin en önemli ayrıntılarından biriydi. Tüm bu gerginlik, ırkçılık ve adaletsizlik içerisinde Diego’nun dikkat etmesi gereken bir ayrıntı daha vardı. O ayrıntı, ilk basın toplantısında kendisine sorulan ilk soruyla karşısına çıktı.

“Diego, Gomorra’nın Napoli üzerindeki etkisi hakkında ne biliyorsun? Bu konu hakkında bilgilendirildin mi?”

Bu sert soru henüz Diego’ya çevirilmeden Napoli kulübünün başkanı Corlado Ferlaino, “Sen kim olduğunu sanıyorsun da bu soruyu böyle bir günde sorabiliyorsun. Napoli kulübünün başkanı olarak derhal stadımı terk etmeni istiyorum” diye soruyu soran basın mensubunu kovuyordu. Ferlaino’nun bu çıkışı sadece basın toplantısı süresince Maradona’yı Gomorra’dan uzak tutabildi. Barcelona döneminde uyuşturucuyla tanıştığını söyleyen Maradona, Napoli günlerinde bu ‘ihtiyacı’nı Gomorra’dan rica ederek karşıladığını söylüyor. “Huzur ve saygı istiyorum” cümlesinin ne kadar dışına çıkabileceğini saha dışında yaptıklarıyla gösteriyor. Saha içine dönecek olursak ilk sezonunda kötü bir Napoli’yi toparlamaya çalışırken her fırsatta, “Scudetto’yu kazanacağımı bildiğim için buraya geldim” diyor ve takım içindeki havayı ısıtmaya çalışıyordu. Bu amacını sadece 1 sezon bekledikten sonra gerçekleştirirken takımın önemli oyuncularından Ciro Ferrara’nın, Maradona’nın saha içinde seviye atlatan, soyunma odasında da yakınlığı oluşturan kişi olduğunu dile getiriyor oluşu dikkate değer. Ayrıca bu zaferin Napoli için değerini bir mezarlığın önüne asılmış pankartta yazan cümlelerle özetleyebiliriz,

“Ne kaçırdıklarını bilmiyorlar.”

MARADONA: NO SABEN LO QUE SE HAN PERDIDO - Vermouth Deportivo

Maradona’nın Napoli’ye ve İtalya futboluna ne denli hâkim olduğunu merak eden sinema ve futbolseverler için Asif Kapadia, o dönemki takım arkadaşlarından, “O zaten kondisyoneriyle çalışıyordu. Antrenmana haftada 1 gelirse kaybetmeyiz, 2 gelirse, tamam bu hafta kesin kazanırız, daha fazla gelirse farka gideriz” cümlesini duyuyordu.

Napoli’de başardıkları bir yana, Maradona mitinin oluşmasını mavi-beyaz çubuklu Arjantin forması sağladı. ’86 Dünya Kupası’nda yaptıkları, İngiltere’yi önce tanrının eli, ardından tanrının sahaya inişiyle mağlup etti. Falkland Savaşı’ndan kısa bir süre sonra gerçekleşen bu maç sadece saha içinde bir galibiyet değildi bu sebeple. Filmde, “Falkland’da olanlar medya yoluyla bize, rahatlıkla üstün olduğumuz ve her gün daha iyiye gittiğimiz yönündeydi. Aslında olan her gün daha da kötüye gittiğimizdi. İngiltere’ye karşı attığım goller bu yüzden daha değerli” diyordu. Ayrıca maçın İspanyolca anlatımını yapan Arjantinli spikerin sevinci görülmeye değer bir başka ayrıntıydı.

Dosya:Maradona cup azteca.jpg - Vikipedi

Tek Kişi Yoktu

Asif Kapadia’nın başarısı, karakterleri üç boyutlu ele alışıdır. Hele ki Diego Maradona gibi bir malzeme varsa elinizde, şansınız daha yüksektir. Yoğun alkol ve uyuşturucu kullanımı, bazı maçlara olumsuz yansıyor, maçlara tam bilinçle çıkmakta zorlanıyordu. Buna rağmen oynadığı seviye o kadar farklıydı ki Napoli ya zirvede ya da zirve takibindeydi. Çalkantılı olduğu dönemde bile 1 UEFA Kupası 1 de Serie A şampiyonluğuna takımıyla beraber ulaşmıştı. 89-90 şampiyonluğu ardından kutlamalarda Napoli başkanı Ferlaino, “Çok iyi bir takımımız ve muhteşem bir kaptanımız var” demişti. Ne olursa olsun zaman geçiyor ve Maradona İtalya’dan uzaklaşıyordu. Bardağın taştığı nokta ise 1990 Dünya Kupası Yarı Finali’ydi. Napoli’de İtalya’ya karşı sahaya çıkan Maradona, Arjantin’i üst üste ikinci kez finale götürmek istiyordu. Maçtan önce İtalyan basınında Maradona aleyhine çıkan, “Maradona için Arjantin’i” destekliyoruz diyen taraftarların haberi gerginliği yükseltiyordu. Takımının sahasında binlerce insanın ona ana dilinde ettiği küfürlere o da karşılık veriyordu ve aşk, nefrete dönüşüyordu. Arjantin penaltılarla İtalya’yı elemiş ve Maradona, İtalya’da en nefret edilen insana dönüşmüştü. Mussolini ve Hitler’e İtalyan halkı daha fazla sempati besliyordu… Maradona’nın tek isteği olan huzur artık elinde değildi. Kondisyoneri ve ilerleyen yıllarda en sıkı dostu olan Fernando Signorini’nin Maradona hakkındaki, “Diego dese ki benimle ölmeye gelir misin? Gözümü kırpmadan yanında olurum. Ama Maradona bana dese ki benimle akşam dışarı çıkar mısın? Ona cevabım asla olurdu.” Diego Maradona’nın iki karakteri tek bedende eritmesini film boyu en iyi anlatan cümle budur. Aynı süre zarfında Bir de Gomorra’nın yüzü olmayı bırakmasıyla ona yapılan ‘yardımlar’ azalmış ve dopingli çıkıp futboldan 1 sene men edilmişti. Bu karar bir dönemi bitirdi. Diego, tüm yaşadıklarını bir bavula doldurup Napoli havaalanına gitti ve “Geldiğimde beni 80 bin kişi karşıladı giderken tek kişi yoktu” diyerek macerasını bitirdi.

Diego Maradona dünyaya, sol ayağıyla damga vurmak için geldi. Saha içinde ne kadar iyi bir hayat geçirdiyse saha dışında o kadar çalkantılı bir hayat onun oldu. Gayrimeşru oğlunun, babası olduğunu bildiği halde eşi, Claudia Villafane ile arasını bozmamak ve medyaya yansımamak için reddettikçe daha çok göze battı. Asif Kapadia’nın anlatmak istediği şey özünde, tanrı olduğu iddia edilse bile herkesin özünde hata yapabileceğidir. Bu sebeple, bir bedenin taşıyabileceği ne kadar yük varsa Diego onu taşıdı. Başarısının bedelini hayatını istediği gibi sürdüremeyerek ama kendince yaşamaya devam ederek ödedi. Hayatın yükünü taşıyan sol ayak ve kalp 25 Kasım 2020 günü bu yüke dayanamadı. Bakınca dünya üzerinden sadece bir insan ayrılmış gibi görebilirsiniz ama L’Equipe gazetesinin de dediği gibi, “Tanrı öldü”.

Napoli Maradona için yasta

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya