SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

İTALYAN OYUNU: Neden?

İtalyan Oyunu - MÜDAVİMLER | 07.01.2020 17:21

Güney Koreli yönetmen Bong Joon-Ho “Altyazı denen 1.5 inçlik bariyeri aştığınızda, daha birçok iyi film izleyebileceksiniz” demişti.

Ant Arın SERMET Ant Arın SERMET
İTALYAN OYUNU: Neden?

İtalyan futbolu denince akla direkt gelen birkaç takım var. Şampiyonluğun başarı sayılmadığı Juventus, Milano’nun eski günlerine dönen mavi-siyah tarafı Inter ve tarihinin en kötü sürecine sıkışıp kalan Milan...

Milan’ın içinde bulunduğu sorunlar yazmakla, düşünmekle bitmez.

Sadece İtalya’da değil tüm Avrupa’da 10’lu yılların en büyük hayal kırıklığı olduğunu söylersek de bizi yalanlayan çıkmaz. Bu sezona dönecek olursak San Siro’da izlediğimiz şeyin futbol olmadığını söyleyebiliriz.

Son yılların dikkat çeken teknik direktörlerinden Marco Giampaolo’ya şans vererek sezona başlamaları ilk başta kulağa o kadar kötü gelmiyordu. Ta ki Udinese deplasmanındaki dizilişini görene kadar…

Yetersiz, hatta vasat sayılabilecek bir kadronun sahadaki aklının Hakan Çalhanoğlu olması bu durumu açıklamakta… Giampaolo’yu karga tulumba gönderdikten sonra başa geçen teknik adam Stefano Pioli’ydi. Pioli için söyleyebileceğimiz en olumlu şey takımın başında geçirmediği günler olacaktır. Geçtiğimiz sezon Avrupa potasında olması beklenen Fiorentina’yı küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıp berabere kalma konusunda sınırları aşıyor, sabırları taşırıyordu. Bu defaki görüntüsü de farklı değil hatta geçen sezonki Fiorentina’nın aksine bu sezon Milan, beraberlik dahi almakta zorlanır bir haldeydi.

Bu özetin ardından asıl konuya dönmek istiyorum.

İtalyan futbolunun “sıkıcı”, “yetersiz” vb. tanımlarla itham edilmesi aslında genel futbol izleyicilerinin sadece belli başlı büyük takımların maçlarını izleme alışkanlığına sahip olmasından kaynaklanmakta.

Geçtiğimiz sezon küme düşen Empoli’nin oynadığı futbolun göze güzel görünürlüğünü anlata anlata bitirememiştim.

Fenerbahçe’de kullanılmayan bir oyuncuya dönüşen Miha Zajc’ın Empoli üzerindeki yaratıcı etkisi, gidişiyle beraber takımın küme düşmesiyle özetlenebilir... Bu sezon İngiltere’de Norwich City’nin oynamaya çalıştığı futbolu İtalya’da deneyerek kaybetmek pahasına felsefesini terk etmemişti Firenze temsilcisi.

Bu sezonsa bir başka orta İtalya temsilcisi için benzer bir durum geçerli. Küme düşmek gibi dramatik bir durumla karşı karşıya olmadığı için Empoli’yle tam olarak aynı durumda olmasa da Sassuolo’nun futbolseverlere izlettiği futbol takdir edilesi ve izlenesi.

Sassuolo teknik direktörü De Zerbi’ye bu noktada değinmek gerekli.

40 yaşındaki genç teknik adamın oyuncularından beklediği ilk şey birbirlerine karşı saygı ve uyum içinde oynamaları. Jürgen Klopp belki de uç bir örnek ama De Zerbi’nin Sassuolo ve oyuncuları üzerindeki etkisi Klopp’un Liverpool üzerindeki etkisine denk.

MAPEI’nin sponsorluğunda alt liglerden kendini Serie A’nın gediklisi yapan takım UEFA Avrupa Ligi’nde de oynamaya başarmış ama maalesef genel futbol izleyicisinin dikkatini çekememişti. Hatta öyle ki geçtiğimiz haftanın en iyi birkaç maçından birine tanıklık ettiğimiz Genoa-Sassuolo maçı, İtalya dışında haftanın en az izlenen 2 maçından biri oldu…

Gelelim şimdi de haftanın en çok izlenen maçlarından birine. Milan-Sampdoria! Doksanlı yılların sonunda veya yeni milenyumun başında olsak bu maç, cümle sonundaki ünlemi hak edebilirdi.

Geçtiğimiz sezonu Marco Giampaolo’nun yönetiminde geçiren Sampdoria’nın bu sezon Claudio Ranieri’yle hayatta kalma çabası, Mor ve Ötesi’nin “Hep Aynı” şarkısında söylediği gibi “ben kimim, neredeyim, çok tuhaf bir yerdeyim” dedirtiyor.

Fabio Quagliarella’nın ekstra performansıyla geçen sezonu gördük. Bu sezonda Quagliarella, yaşının da etkisiyle performans kaybı yaşıyor. Orta sahanın kısırlığına ise değinmek dahi istemiyorum…

Milan’a geçecek olursak yazının başında belirtmediğim bir noktaya daha değinmek istiyorum. Öncelikle gol yollarında yaşadığı sorunun bu kadar vahim bir sonuç yaratmasının baş sebebi olan orta saha bir çözüme kavuşmalıydı.

Ama Milan ne yaptı? Milano şehrinde yaşamanın etkisiyle, şaşaalı olmaktan, büyük olmaktan, göze çarpmaktan yana kullanıp Zlatan’la sözleşme imzaladı. Hem de Lewandowski sonrası Polonya’nın bir numaralı skor gücü olan Piatek’in kesilme ihtimalini göze alıp.

Dünyadaki birçok futbol ülkesinde bu sorun yaşanıyor ve Milan özelinden hepsine, birçok şeyi kaybedip, kaybetmeye ısrar etmenin amacını sormak istiyorum. Beklendiği gibi kötü bir futbol izledik.

Arka arkaya isabetli pas (stoperlerin kendi aralarındaki pasları hariç) görmeyi ummak bir black metal grubunun rap albümü yapmasını beklemek kadar absürttü.

Ama yine de insanlar bu tür maçların üzerine yazılan satırları okumayı, yorumları dinlemeyi talep ediyor. Ne garip?

Devre arasından önce Milan’ın Atalanta’ya deplasmanda 5-0 mağlup olması puan tablosuna bakacak olursak çok şaşırtıcı bir durum değil. Ama şu açıdan bakacak olursak birkaç sene önceye kadar yukarıda Sassuolo için bahsettiğim durum Atalanta için geçerliydi.

Gasperini’nin takımı, İtalya’nın en az televizyon gelirine ve izlenirliğine sahip takımlarındandı. Ama felsefesinden vazgeçmeyen Bergamo temsilcisi, önce düzenli olarak orta/üst sıralara ardından da Şampiyonlar Ligi’ne katılmasını sağlayacak sıraya ulaştı. Bu sezon da ilk dördün en ciddi adaylarından biri olduğu ortada. Genel izleyicinin tercih etmediği, çünkü aşina olmadığı bir takımken özellikle maçını izlemek için plan yapılan bir takıma dönüştü.

Sadece sporda değil birçok alanda bu durum yaşanmakta. Birçok kaliteli müzik az bilindiği veya ana akıma uzak kaldığı için bilinmiyor. Birçok film yabancı dil bariyerine takılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Altın Küre’de, “En iyi Yabancı Dilde Film” ödülünü alan Güney Koreli yönetmen Bong Joon-Ho bu konuyla ilgili; “Altyazı denen 1.5 inçlik bariyeri aştığınızda, daha birçok iyi film izleyebileceksiniz” dedi. Bong Joon-Ho’nun sözlerini sadece sinemayla düşünmemek gerekli.

Kafamızdaki belli başlı takımların dışına çıkabilirsek daha birçok iyi maç ve takım izleyebileceğiz. Bu bağlamda izninizle iki konuyla ilgili tek bir soru sormak istiyorum: Neden sadece isminden dolayı, göze hoş geleni değil gelmeyeni seçiyoruz?

Neden çözüm bulmaktansa sorunu gürültüyle halı altına süpürüyoruz?

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya