SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

Anadolu Ekspresi: Eski Dostum

"Sıradaki durak yıllardır iki takımın aynı ligde olmaması sebebiyle oynanamayan İstanbul’un en önemli yerel rekabetleri arasında yer alan Fatih Karagümrük ve Kasımpaşa’ydı."

Anadolu Ekspresi: Eski Dostum

Anadolu Ekspresi’yle birlikte milli maç arasından önceki son durağımız olan Denizli’den önümüzdeki hafta maç olmaması fırsatından trenimin rutin bakımlarını yaptırarak yararlanmak için Ankara’ya doğru yolculuğa koyuldum. Trenimi bakım öncesinde fazla zorlamamak için yavaş bir şekilde gittiğim ve oldukça uzun süren yolculuğun sonunda Ankara Vagon Bakım Onarım Atölyesi’ne ulaştım. Gitmeden önce rezervasyon aldığım için beni bekleyen ustalarla kısa bir muhabbetin ardından trenimden ayrılarak Kızılay’ın yolunu tutmak için otobüs beklemeye başladım. Hafif hafif yağmurun atıştırdığı hava eşliğinde kulağımda kulaklıkla dizi sahnelerindeki gibi uzaklara dalmışken telefonum çalmaya başladı. Arayanın en yakın arkadaşım ve editörüm Ant Arın Şermet olduğunu görünce hemen telefonu açtım. Her zamanki aceleci ses tonuyla sorduğu “naber lan, müsait miydin?” sorusuna “ne olsun işte treni bıraktım, Kızılay’a geçeceğim” diye cevap verince “tamam tamam çok tutmayayım, milli maç arasından sonra derbiye hazır ol” dedi ve cevap vermeme fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Süper Lig fikstürünü hatırlamaya çalıştığımda bahsettiği derbinin kimle kim arasında oynanacağını hatırlayamasam da dört büyüklerin maçlarına gitmediğim için yerel bir derbiye tanık olacak olmanın heyecanını hissetmeye başladım.

Otobüse biner binmez telefonumdan Süper Lig fikstürünü kontrol ettiğim zaman, bahsettiği derbinin yıllardır iki takımın aynı ligde olmaması sebebiyle oynanamayan İstanbul’un en önemli yerel rekabetleri arasında yer alan Fatih Karagümrük ve Kasımpaşa arasında oynanacak olması sebebiyle heyecanım iyice arttı. Taraftarların adeta bir şölen gibi kutladığı bu tarihi derbiye tanıklık edeceğim için hemen elime bir harita alarak yol haritamı çıkartmaya başladım. Yol haritamı çıkartmaya başlamıştım başlamasına ancak henüz maçın hangi stadyumda oynanacağı belli değildi. Normal şartlarda Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynanacak olan derbi, Olimpiyat Stadyumu’ndaki bakım çalışmaları sebebiyle stadyumsuz kalmıştı. Kasımpaşa’nın “bizim stadyumda oynayalım” teklifi Karagümrük cephesinden kabul görmesine rağmen TFF’den onay almayınca bir belirsizlik ortaya çıktı. Ben de bu belirsizlikten sebebiyle yol haritası çıkartma işlemini birkaç gün ertelemek zorunda kaldım.

Belirsiz birkaç günün ardından nihayet TFF yaptığı açıklamada Efsane Derbi için Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nu işaret ettiğinde benim işim de oldukça rahatladı. İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yer alan ve Şükrü Saraçoğlu’na oldukça yakın olan Söğütlüçeşme durağından rahatça stada geçebileceğimi bilerek beni hiç zorlamayacak olan bir yol planı çıkarttım.

EFSANE DERBİ’DEN BİR GÜN ÖNCE

Efsane Derbi’den bir gün önce, yola çıkma hazırlıklarımı bitirmiş şekilde makinist odasına geçtim. Trenimizin biraz eskimiş olmasından dolayı yolculuğun 7 saatte biteceğini hesaplayıp Ant’a mesaj attım. Ant, mesajıma hızlıca geri dönüş yaptı ve Söğütlüçeşme’ye benden önce geleceğini söyledi. İstanbul’a giderken Efsane Derbi haricinde uzun süredir göremediğim en yakın arkadaşımı da görecek olmanın sevinciyle, trenimizin herhangi bir yolcusu olmamasına rağmen kornamı öttüre öttüre İstanbul yolculuğuma başladım.

Özel hayatımda alışkın olduğum bir rota olduğu için gördüğüm manzaralar karşısında pek etkilenmeden hızlıca Söğütlüçeşme’ye ulaştım. Durağa ulaştığım gibi birisinin makinist odasının camına doğru el salladığını görünce Ant’ın söylediği gibi gerçekten de benden önce geldiğini görünce gülümseyerek trenden indim. Akşam saatleri ve pandeminin hala devam ediyor olmasına rağmen her zamanki gibi kalabalık olan Kadıköy’de hızlıca Boğa Heykeli’ne çıkan yokuşu yürümeye başladık. Bu yürüyüşümüz esnasında da yemek için nereye oturacağımızı tartışıyorduk ki Ant’ın yemek için önerdiği tüm restoranların dönerci olması ve benim de vejetaryen olmam sebebiyle bir türlü gideceğimize yere karar veremedik. En sonunda  “öfff tamam pilav yiyelim” diyen Ant'ın bu önerisiyle birlikte nihayet bir karara varmış olduk ve İstanbul’da yaşadığım dönemlerde sık sık gittiğimiz pilavcıya oturduk. Tabaklar geldi, muhabbet koyulaştı, tabaklar gitti ve biz de yol yorgunu olduğum için doğruca uyumak için Ant’ın Göztepe’deki evinin yolunu tuttuk.

DERBİ GÜNÜ

 Efsane Derbi’nin oynanacağı güne uyandığımızda saat öğlen 1 civarındaydı. Geç uyandığımız için Ant’la birbirimizi suçlarken evde hızlıca bir kahvaltı yaparak kendimizi dışarıya attık. Ant’ın Göztepe’deki evinden yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşün ardından Kadıköy’e ulaşmıştık. Havanın güzelliğini fırsat bilerek Moda Sahil’e giderek biraz deniz havası solumak ve bir şeyler içmek için tekrar yürümeye başladık. Yol boyunca Biglia’lı, Ndiaye’li Karagümrük kadrosunu överek Şenol Can hocanın Türk futbolunda ilerleyen yıllarda alacağı önemli rolden bahsederken saha kenarındaki giyimin ne kadar iyi olduğuna değinmeden edemesem de arkadaşım, Kasımpaşa’nın hafife alınmaması gereken bir takım olduğunu ve sezon başında Haddadi ve Hadergjonaj gibi önemli transferle birlikte savunma hattını iyileştirdiğinden bahsetti. Her şeyden önce bu karşılaşmanın bir derbi olduğunu ve oyuncuların da bu bilinçle sahada mücadele edeceği konusunda hemfikir olmuş bir şekilde sahile ulaştık. İstanbul’daki güzel hava ve insanların COVID-19 kısıtlamalarından sıkılmaya başladığı için sahildeki kalabalık bizi pek şaşırtmadı. Her yer kontrollü bir şekilde normale dönmeye ve okullarda yüzyüze eğitim verilmeye başlanmışken tribünlere seyirci alınmamasının yanlış bir karar olduğundan dem vurarak sahilde hem insanlardan uzak hem de denizi gören bir yere oturarak maç hakkındaki muhabbetimize devam ettik. Koyulaşan muhabbetimiz bir ara bizi o kadar saatten kopardı ki maçın başlamasına 1 saat kala eğer kalkmazsak geç kalacağımızı fark ederek apar topar Yoğurtçu Parkı’na yürümeye başladık. Yoğurtçu Parkı’nın maç günleri kendine has şölen havasından eser yoktu. Şükrü Saraçoğlu’nda maça gittiğim zamanlarda vakit geçirmekten en çok keyif aldığım alan, bugünlerde kuşlara ve maskesiyle yürüyüş yapan birkaç insana tahsis edilmiş gibi boştu. Bu sessizlik içerisinde biz de pek konuşmadan stadın yolunu tuttuk.

Stadyuma ulaştığımızda rutin polis kontrollerinin ardından stada girdiğimizde Şükrü Saraçoğlu’nu ilk kez bu kadar boş gördüğümüz için ikimiz de şaşırdık. Bomboş tribünler arasında gözümüze hoş gelen iki koltuğa kurulduk ve ısınmakta olan oyuncuları izlemeye başladık. İki takımın oyuncularının üzerinde de “2 DOST, 2 KOMŞU SEMT, 2 BÜYÜK TAKIM” yazan ve iki takımın da logolarının bulunduğu tişörtleri görünce geçmişteki olaylı derbilerin aksine oldukça dostane bir derbi izleyeceğimizi fark ettiğimizde, bir nebze hayal kırıklığına uğradım. Derbilerin rekabet seviyesinin yüksek olması sebebiyle doğal bir gerilim barındırması benim her zaman hoşuma gidiyordu ancak yıllar sonra Efsane Derbi’ye tanık olacaktık ve her türlüsünü kabul edebilirdik.

Hakem de bu dostane ortam içerisinde düdüğünü çalarak maçı başlattı. Karşılaşma oldukça dengeli bir şekilde başladı. İki takım da ilk 20 dakika birbirlerinin oyun sistemini anlamaya çalışırken Şenol Can hocanın rakibe ve rakibin hücum varyasyonlarına göre şekillenen taktiğine rağmen Kasımpaşa oyuna daha üstün başlamıştı. Uzaktan çektiği şutlarda Karagümrük kalecisi Viviano’yu geçemeyen Kasımpaşa, bu ataklardan sonra oyundaki üstünlüğünü yavaş yavaş Karagümrük’e kaybetmeye başladı. Karagümrük Badou Ndiaye ile gole yaklaşsa da Kasımpaşalı Ramazan Köse’nin yüksek konsantrasyonlu kurtarışı skorun değişmesine engel oldu. Ndiaye’nin pozisyonundan sonra kontrolü iyice eline alan Karagümrük, tam devre biterken 45+2’de Sobiech’in güzel kafa vuruşuyla skorda üstünlüğü eline geçirerek soyunma odasında girdi.

Devre arasında maçtan çok Şenol Can hocanın takım elbisesi hakkında konuşmamdan sıkılan Ant, telefonuyla ilgilenerek çıkışta yemek yemek istediğini söyledi. Maçın bitiş saatiyle trenimin hareket saatinin arasında yaklaşık 2 saatlik bir fark olduğu için oldukça makul gelen bu isteği onaylayarak ikinci yarıyı beklemeye başladım.

Hakemler ve oyuncular tünelden çıkarken Kasımpaşa’nın tam soyunma odasına giderken yediği golün şokunu atlatıp atlatamayacağını konuşuyorduk ki, Kasımpaşalı oyuncular adeta bize cevap verirmişçesine ikinci yarı başlar başlamaz Aytaç Kara’nın kafa golüyle skoru eşitledi. İkinci yarının başında gelen gol ile iki takım da adeta maça sıfırdan başlamış gibi birbirini ölçmeye başlamıştı. Dengeli devam eden karşılaşmanın 69. Dakikasında oyuna giren Jimmy Durmaz 74. Dakikada direkt olarak kırmızı kart görünce oyunun üstünlüğünün Kasımpaşa’ya geçeceğini beklesek de Karagümrük bizi yanıltmış ve ardı ardında çıktığı hücumlarına devam etmişti. Kasımpaşa kalesinde etkinliğini iyice arttırdığı dakikalarda Mevlüt Erdinç’in altıpas içerisinden kaçırdığı pozisyonla birlikte karşılaşmadaki en net gol fırsatını harcayan Karagümrük, bu dakikadan sonra Kasımpaşa ile birlikte karşılıklı olarak pozisyonlar bulsa da bu fırsatlardan yararlanamadı ve Efsane Derbi 1-1'lik skorla sona erdi.

Fatih Karagümrük - Kasımpaşa maçı kaç kaç bitti? Fatih Karagümrük -  Kasımpaşa maç sonucu! Golleri kim attı? - Haberler

DERBİ SONRASI DÖNÜŞ YOLU

Hakemin son düdüğüyle çalmasıyla birlikte Ant’la birlikte koltuklarımızdan kalkarak keyifli bir maç izlemiş olmanın mutluluğuyla Boğa Heykeli’ne doğru yürümeye başladık. Maç sonrası mutluluğumuz, kısa süre içerisinde yeniden ne yiyelim kavgasına dönüştüğünde Ant’ın bu sefer tavuk döner yemekte kararlı olması gözümü biraz korkutsa da Caferağa Spor Salonu’nun yanındaki büfede ikimize de uygun dürümler olduğunu hatırlayınca rotamız bir anda kendiliğinden belli olmuştu.

Yemeklerimizi yedikten sonra Anadolu Ekspresi’nin hareket saatine 1 saatten az kaldığını fark edince hızlıca Söğütlüçeşme durağına doğru yürümeye başladık. Ant’ın hızlı yürüyüşüne ayak uydurmaya çalışırken kan ter içinde kalsam da durağa varmıştık. Durağın önünde muhabbet ederken Ant gülerek “hadi artık git, işim gücüm var” deyince ben de gülerek “hasretinden öldüğüm için gelmedim zaten” dedim ve gülüşmeye başladık. Artık vedalaşmamız gerektiğinde birbirimize sarıldık ve o anda Ant “zarf odanda” dedi. Şaşkın bir şekilde “ne ara koydunuz” diyerek sorduğum soruma her zamanki cevaplarından birisini vererek “sen bizi ne sandın aslan” dedi ve arkasını dönerek yürümeye başladı.

Makinist odasına girdiğimde zarfın her zamanki gibi beni beklediğini gördüm. Zarfı elime aldım ancak açmadım. En yakın arkadaşımla izlediğim Efsane Derbi’den sonra en azından bir gün de olsa keyif yapma özgürlüğümü kullanarak evime, Ankara’ya dönmek için düdüğümü öttürerek yeniden yola koyuldum.

 Haftaya yeni bir yolculukta görüşmek dileğiyle...

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya