SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

Az bilinen hikaye: Van Nistelrooy

Hafızalara golcülüğü ile kazınan Ruud Van Nistelrooy, imkansız açılardan gol atabilen olağanüstü bir yıldızdı. Onu keşfeden kişi ise bir teknik direktörün oğluydu.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
Az bilinen hikaye: Van Nistelrooy

Hollanda’nın nesi meşhurdur? Laleleri, yel değirmenleri ve elbette golcüleri…

Ruud Van Nistelrooy, Hollanda’nın son büyük yıldızlarından biriydi, o deni parlaktı ki peşinden gitmek için ondan daha sıra dışı bir oyuncu olmak gerekiyordu.

Ama gelin biz bu hikayeye bir başkasıyla başlayalım…

Darren Ferguson, babası Alex’in Manchester United’a imza atmasının ardından altyapıya girmişti. Çok çalışmasının karşılığı olarak 1990’da ilk kez A takımla maça çıktı ancak pek forma şansı bulamıyordu. Babasının yönetiminde ilk Premier Lig şampiyonluğunu yaşayacakları 1992-1993 sezonu ise Darren’a şans getirmişti, Bryan Robson’ın sakatlığında sezonun ilk 15 haftasında 11’de yer almıştı. Robson dönünce Darren da yedek kulübesine geçti ama şampiyonluk kutlamalarında madalyayı boynuna takacaktı.

Darren’ın, babasının çalıştırdığı Manchester United’ın oyuncu seviyesine çıkması mümkün değildi, o sıradan bir futbolcu olacaktı. Ama en büyük Manchester efsanelerinden birini keşfeden kişi olarak tarihe adını yazdıracaktı.

1993’te Wolwerhampton’a transfer oldu, 5 yıl forma giydi ve ardından Hollanda’ya gitti. Amacı oynayabileceği bir kulüp bulmaktı ve Heerenveen’de deneme antrenmanlarına çıkıyordu. Yıl 2000’di. Darren babasını aradı; “Burada PSV’de oynayan Ruud adında bir çocuk var, onu almalısın baba, onu Manchester’a transfer etmelisin, inanılmaz bir oyuncu olacak.”

Darren’ın bahsettiği Ruud adındaki genç oyuncu aslında Hollanda’da kendisini göstermişti. Den Bosch’da 17 yaşında ilk kez profesyonel olmuş ardından Heerenveen’e geçmişti. İlk sezonunda 31 maçta oynayıp 13 gol atarak, iki Hollanda takımı arasında o güne dek ödenmiş en yüksek bonservis bedeli karşılığında PSV Eindhoven’e transfer olmuştu.

İlk yılında Hollanda’nın gol kralı ve Avrupa’da en çok gol atan ikinci oyuncu olmuştu. Şampiyonlar Ligi’nde Helsinki’ye karşı hat-trick yapmıştı, o sezonu Hollanda’da Yılın En İyi Futbolcusu ödülü ile kapatmıştı.

2000’de, Alex Ferguson oğlundan gelen telefonun ardından ekibini Eindhoven’e göndermiş, ertesi gün hem kulüple hem oyuncuyla protokol imzalanmıştı. Gazeteler manşetlerini atmışlardı: “Ruud Van Nistelrooy, Manchester United’da!” Ancak basın toplantısı ve imza töreni yapılmıyordu, aradan günler geçmişti.

İşin aslı, Van Nistelrooy sakattı, dizinde ciddi bir problem vardı, ameliyat olması gerekiyordu. Manchester doktorlarının bu raporuna karşılık PSV kulübü Ruud için ileri sağlık tetkiklerinin yapılmasına izin vermiyordu. United sağlık ekibinin istediği ameliyat, Van Nistelrooy’un neredeyse tüm sezonu kapatması anlamına geliyordu. Oysa EURO 2000 vardı ve oynamak istiyordu. Transfer yattı.

Ruud çok üzgündü, o sırada İspanya’da olan Alex Ferguson’ı aradı ve durumu anlattı.

“Ferguson bana, şu an kötü olan her ne varsa düzelecek dedi ve imza atmış olmasam da artık bir Manchester United futbolcusu olduğumu söyledi. O sezon boyunca ayda bir aradı, durumumu sordu ve beni tedavim boyunca hiç yalnız bırakmadı.”

Ruud için 2000-2001 sezonu kayıptı, mart ayına kadar sahalara dönemedi, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda oynayamadı.

1 yıl sonra, 2001’de Ruud Van Nistelrooy, Manchester United için sağlık kontrollerine tekrar girdi, tamamen iyileşmişti, bu defa imza atıldı ve Sir Alex Ferguson ile birlikte Old Trafford Stadı’nda yeni formasıyla poz verdi. Dünyayı ele geçireceği yerdeydi…

Sir Alex Ferguson, o günlerde verdiği bir röportajda şöyle söylüyordu: “Onu oğlum keşfetti ve bana hemen transfer etmemiz gerektiğini söyledi.”

Ruud Van Nistelrooy hiçbir zaman kolay bir futbolcu olmadı, hemen her 5 maçta bir vukuatı vardı. Öte yandan inanılmaz bir oyuncuydu, en iyi yaptığı şey ise gol atmanın imkansız olduğu açılar bulup topu oradan kaleye gönderirdi.

3 farklı Şampiyonlar Ligi sezonunda gol kralı oldu, Real Madrid’e transfer olduğu 2006-2007 sezonunda La Liga’da 7 maç üst üste gol atarak Hugo Sanchez’in rekoruna ortak oldu. daha onlarca rekoru vardı ama kendisinden sonra gelen Rooney-Messi-Ronaldo jenerasyonu tarafından ele geçirildi.

3 farklı ligde gol krallığı yaşadı.

Real Madrid’deki ilk iki sezonda 80 maçta 53 gol attı ve üçüncü sezonuna sözleşmesini 2 yıl daha uzatarak başlamıştı. Yine sakatlandı.

2010’da Hamburg’a ve 2011’de futbolu bırakacağı Malaga’ya gitti. Kariyerinin son sezonunda bile 22 gol attı ve tüm kulvarlarda oynadığı 517 maçta 327 gol atarak, muhteşem bir golcü olarak hafızalara kazındı.

Veda ederken şu cümleyi kurdu:

“Her zaman limitlerimi sonuna kadar zorladım, en iyi 9 numara da en iyi 10 numara da ben olmak istedim, sadece golcü değil bir takım oyuncusu olmak için ve olmayanı yaratmak için uğraştım. Ve artık hikayenin sonuna geldim.”

 

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya