SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

BEŞ: İnat, İntihar, Pique, Göçmen, Fırat

BEŞ - MÜDAVİMLER | 13.11.2019 15:14

BEŞ’in bu hafta konukları; Arnavutluk, Andorra, İzlanda, Fransa ve Moldova...

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
BEŞ: İnat, İntihar, Pique, Göçmen, Fırat

Milli Takımımızın 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası yolundaki son iki maçı, İzlanda ve Andorra karşılaşmaları öncesi, gruptaki 5 rakibimize farklı bir bakış açısı ile bakmak istedik.

BEŞ’in bu hafta konukları; Arnavutluk, Andorra, İzlanda, Fransa ve Moldova...

Tüm bu takımların önünde lider bitirmeye çok yakın olduğumuz 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası H Grubu üyelerini bir de hikayeleri ile okumaya davet ediyoruz sizleri...

1- ARNAVUTLUK: İNAT

1

Arnavut inadı, Arnavut damarı, Arnavut ciğeri, Arnavut kaldırımı… Çoğuyla sık sık karşılaşıyoruz zaten. Bu deyimlerin en ünlülerinden olan Arnavut inadının nereden çıktığına dair biraz araştırma yaptım ama nafile. Bu bir deyimden çok genetik özellik olsa gerek.

Kanında Arnavutluk bulunan birçok kişi de inatçı olduğunu itiraf ediyor. Sahadaki Arnavutlar da oldukça inatçı!

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda 2 mağlubiyet ve 1 galibiyetle grup maçlarını tamamladıktan sonra en iyi 3. olup devam etme şansını yakalayabilir miyiz diye 3 gün Fransa’da beklemek sanırız Arnavut inadının nasıl bir durum olduğuna dair iyi bir örnek. Gelin bu örneğe bir tane daha ekleyelim...

Baba Gzim Arnavutluk’tan İtalya’ya kaçak yollarla girmiş ve inşaat işleri yapan bir işçiydi. Bir gün scout Marco Piccioli’nin evine çalışmaya geldi.Fırsat bu fırsat, 10 yaşındaki oğlu Elseid’in ne kadar yetenekli olduğunu anlattı. Piccioli işçiye biraz daha beklemesini tavsiye etti. 10 yaşındaki bir çocuğa kulüp bulamazdı.

Gzim bunu unutmadı. "Arnavut inadı" deyimi bu insanlara boşuna konmadı! Baba 4 yıl sonra Arnavutluk’taki oğlunu aldı ve Piccioli’ye getirdi: Yeterince büyümemiş mi?

Piccioli onu Fiorentina’ya götürdü cevap olumsuzdu. Sonunda Empoli, Hysaj’ı kabul etti. Babanın inadı sonuç verdi, inat etme sırası Elseid’deydi, Elseid Hysaj, Napoli’nin en değerli oyuncularından biri ve aynı zamanda da milli takımının kaptanı...

2- İZLANDA: İNTİHAR

2

İtfaiyeciler, esnaflar, devlet memurlarından kurulu 11’leri ile bir zamanlar FİFA sıralamasında 3 basamaklı bir rakamın yanında yazan İzlanda, 280 bin nüfuslu ülke, 2014’te Brezilya’daki Dünya Kupası'nın kapısından döndü. 2016’da Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çeyrek final oynadı. 2018 Dünya Kupası'nda boy gösterdi. 2020 içinse bizi geçmeye çalışıyor.

On beş yıl önce milli takımında yalnızca 1 profesyonel futbolcu olan İzlanda’nın nüfusunun %7,5’i lisanslı futbolcu, İngiltere Premeir Lig’e kadar oyuncu gönderdi. Yılın 4’te 3’ünde kar ve buzlarla kaplı, yılın yarısında güneş ışığını görmeyen bir ülke olan İzlanda’nın dünya intihar istatistiğinde en üst sırada yer alıyor olması iklimle açıklanıyor.

Halı saha maçında bile babanızla aynı takımda oynamak sizin için duygusal bir anı olabilir. Bir gole beraber sevinmek, ondan aldığın bir pasla gol atmak. Rakipseniz ona sert dalmamak için diğer kanada geçmek.

Bir de bir milli maçta babanız oyundan alınırken, onun yerine oyuna girdiğinizi düşünün. Unutulmaz bir an değil mi? Ancak bu unutulmaz an futbol tarihine çok başka türlü de geçebilirdi. Dönemin İzlanda teknik direktörü Logi Ólafsson, İzlanda Futbol Federasyonu’ndan aldığı talimatla bir işgüzarlığa imza atmasa, Arnor ve Eidur, “profesyonel futbol tarihinde bir maçta aynı anda sahada yer almış baba-oğul” olarak yazılacaktı.

Lakin, İzlanda Futbol Federasyonu bu tarihi anın Estonya deplasmanında değil de İzlanda'da yaşanmasını istedi. Verilen talimatla, 1996 Nisan’ında Talinn’deki maçta 17 yaşındaki Eidur oyuna babasının yerine dahil oldu.

Bir yönden baktığınızda "Ne olacak ki, İzlanda'da yaşansın bu tarihi an" diyebilirsiniz. Fakat işler öyle olmadı.

Bir sonraki milli maç gelmeden ayağı kırılan Eidur Gudjohnsen, 19 yaşına kadar ulusal forma giyemeyecekti, babası da futbolu bir yıl önce bırakmıştı. Ancak ne olursa olsun, onlar yine de tarihe birbirlerinin yerine oyuna dahil olan iki başarılı futbolcu ve iki başarılı Gudjohnsen olarak geçtiler.

3- ANDORRA: PIQUE

3

Nüfusu 76 binden biraz fazla... Karşılaştırma yaparsak, İstanbul’un en kalabalık ilçesi Esenyurt’un nüfusu 891 bin ve Adalar ve Şile’den sonra en az kalabalık ilçesi Çatalca’nın nüfusu 72 bin; aşağı yukarı Çatalca kadar bir ülke Andorra. İspanya ve Fransa’nın ortasında ve 46 bin km’lik yüzölçümüne rağmen hala UEFA’nın en küçük 5. ülkesi ancak olabiliyor.

Andorra’nın futbolu da aslında İspanya’ya bağlıydı, 1995’te ülkede ilk kez lig kurulana kadar... Hatta ülke tarihinin en büyük kulübü olan FC Andorra, ülke liginde hiç oynamadı, 1948’den beri İspanya’da ve en yüksek 3. Ligi’ne kadar yükselebildi.

Çatalca büyüklüğündeki ülkenin 2 ligi var ve toplam 18 takım (3’ü reserv) mücadele ediyor ki bu kadar nüfustan bu kadar futbolcu nasıl çıkıyor, diye ayrıca araştırmak gerekti. Sonuç: 76 bin nüfuslu ülkenin hentboldan curling ve rugbye kadar aklınıza gelen her sporda milli takımları var!

Bu cümleden ciddi bir sorgulama çıkar ama bizim bir de hikayemiz var, ona geçelim.

Dedik ya FC Andorra kendi ülkesinde hiç oynamadı, İspanya 5. Ligi’nde diye, takımın yeni sahibinin kim olduğunu duyunca biz şaşırdık: Gerard Pique!

2018 yılında Pique, bir arkadaşının arkadaşından, ekonomik olarak zor durumda olan FC Andorra’dan bahsediyor, Pique de sahibi olduğu Kosmos Şirketler Grubu üzerinden FC Andorra’yı satın alıyor.

“Hiç kimsenin dikkatini çekmeyen bir takım ancak çok büyük bir potansiyele sahip olduklarını araştırıp öğrenerek bu işe girdik” diyor Gerard Pique.

Ülkenin neredeyse tamamı, FC Andorra taraftarı, aynı zamanda yerel ligde mücadele bir takım daha tutuyorlar.

Konunun detaylarını araştırmak ve FC Andorra hakkında bir yazı yazarak MÜDAVİMLER’e eklemek çok keyifli olacak...

4- FRANSA: GÖÇMEN

4

Dünya futbol tarihinin en önemli ülkelerinden biri Fransa, özellikle Afrika ile olan ekonomik ve politik bağları nedeniyle karma bir DNA’ya sahip olmasıyla ünlü. Fransa futbolunun tarihinde yetiştirdiği büyük yıldızların büyük bir kısmı da göçmen ailelerin çocuklarıdır. Akıllara ilk gelen Cezayirli Zinedine Zidane ancak biz size Faslı Fontaine’i anlatacağız.

Onun adını bu onyılda pek kimseler anmıyor olsa da, geçmişin Avrupa’sındaki en büyük yıldızlardan biriydi Just Fontaine… 1933’te Fas’ta, Fransız bir baba ile İspanyol bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Futbola da Fas’ın Casablanca takımında başladı. Hem ulusal lig hem de Afrika Kulüpler Şampiyonası’nı kazandıkları 1952 sezonunda gösterdiği performans sonrası Fransa’nın yolunu tuttu.Nice’te yaşadığı şampiyonluğun ardından Stade de Reims’in, efsaneleşeceği formasını üzerine geçirdi.

Onun döneminde, rekorlarını kıracak kendisinden başka kimse yoktu, Fransa futbolunda tek rakibi vardı; bir sezon önceki Just Fontaine…

Fransa Milli Takımı’nda ise tarih yazacaktı. 1953’ün 17 Aralık’ında ilk kez forma giydiği maçta Lüksemburg’a karşı hat-trick yapmış ancak sonrasında kadroya alınsa bile 1958’deki İspanya’ya karşı oynadıkları hazırlık maçına dek gol bulamamıştı. Orucu açmak 1958’de İsveç’te düzenlenen Dünya Kupası’na kalmıştı. Favori elbette Brezilya’ydı, şampiyon da onlardı.

Öte yandan turnuvanın gol kralı Pele’li, Garrincha’lı Brezilya’dan değil Fransa’dan çıkacaktı: 13 gol, Just Fontaine! Dünya Kupaları tarihinin bir turnuvada en fazla gol atan futbolcusu ünvanını hala adının yanında taşıyan Fas asıllı Fransız Just Fontaine, 2 kez Fransa gol kralı oldu, 3 kez şampiyonluk yaşadı.

Ancak iki kez kırılan dizi yüzünden, Just Fontain’in yeşil saha kariyeri henüz 28 yaşındayken sona erdi. Artık kulübede efsaneleşecekti. Belki çok uzun sürmedi ama Fontain kısa zamanda mucizeler yaratan bir adamdı; Paris Saint Germain’i tarihinde ilk kez Lig 1’e çıkartan teknik direktör olarak ölümsüzleşti. Küme yükseldikleri o son maçın son saniyelerinde geçirdiği küçük bir kalp krizi, futbola ve Paris’e duyduğu derin tutkunun eseriydi.

Fransa dışında Just Fontaine’i hatırlayan çok az insandan biri, 1958’de henüz organize edilmemiş olan ve Dünya Kupası gol kralına verilen Altın Top ödülünü, turnuvadan tam 40 yıl sonra bir televizyon programında elleri titreyerek Fontaine’i takdim eden Gary Lineker’di. Bir diğer unutmayansa, İngiltere’de kurulan ve Fransız futbol efsanesinden esinlenerek Just Fontaine ismini edinen indie rock grubu…

5- MOLDOVA: FIRAT

5

1812’de Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan, önce Romanya sonra SSCB’ye bağlı olan Moldova, Avrupa futbolunun en başarısız takımı olarak gösteriliyor. 209 takımın bulunduğu FIFA listesinde 175. sırada, listede Moldova’nın ardında bulunan tek Avrupa ülkesi San Marino. Kamboçya, Mauritius, Guyan da Moldova’nın üzerindeki takımlar.

Şöyle enteresan bir de enstantane var:

1997 yılında İngiltere, Moldova’yı 4-0 yener (son 4 maçın 2’si de 4-0 bitmiş, ilginç tesadüf). İngiliz yazar ve televizyoncu Tony Hawks, 2010 yılında Moldova’nın o maçta oynayan tüm milli oyuncularını kendisine karşı tenis maçında oynamaya davet ediyor. Tüm futbolcular kabul ediyorlar. Bu 11 tenis maçı filme alınıyor ve 2012 yılında hem film hem de hikayeyi anlatan kitap yayınlanıyor.

Bu hikayeyi okuyunca, Moldovalıların herhalde hiç umurumda değil diye düşünmeden edemedik.

Samsunspor ve Antalyaspor’un eski futbolcusu, Fenerbahçe’de Werner Lorant’ın yardımcılığını yapan, son 10 yıldır da İran’da teknik direktörlük yapan Engin Fırat, 29 Ekim’de Moldova’nın teknik direktörlüğüne getirildi.

Eğer maçımız kalmış olsaydı, Engin Fırat, Türkiye Milli Takımı’nın karşısına rakip olarak çıkan ilk Türk teknik direktör olacaktı.

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya