SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

BEŞ: Rüştü, Gareth, Andriy, Fernando, Arda

BEŞ - MÜDAVİMLER | 30.09.2020 14:03

Rüya transferleri perili evlere dönüştü. Sonunda evlerine geri dönmenin bir yolunu bulmayı başardılar. "Evim, güzel evim" sihirli kelimeleri oldu.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
BEŞ: Rüştü, Gareth, Andriy, Fernando, Arda

Futbolun zirvesi, aşağıdan yukarıya doğru bakınca çok uzak görünür ve elbette bulutların arasında birer hayaldirler. Her futbolcunun, her futbolcu adayının hayallerini Real Madrid, Barcelona ve Premier Lig’in devleri süsler.

Ancak en büyük yıldızlar bile, peri masalları gerçek olduğunda, gittikleri yerin perili evler olduğunu fark edebilirler…

Barcelona’ya, Real Madrid ve Premier Lig’e gidip sonunda evine geri dönen aklımıza gelen en büyük isimleri bir araya getirdik.

1- RÜŞTÜ REÇBER – BARCELONA

2002 Dünya Kupası’nın en iyi kalecisi seçildikten sonra, Rüştü Reçber futbol dünyasında öyle bir konuma gelmişti ki, Laporta’nın Barcelona’da başkanlık seçimleri öncesinde vaadi “Rüştü Reçber’i transfer etmek”ti.

Sadece kaleciliğiyle değil, saha içindeki davranışları ve duruşuyla da çok önemli karakterdi. Gözlerinin altına, fazla ışık gözlerini engellemesin diye çektiği siyah boyalar, “savaş boyaları” olarak adlandırılmıştı. Çok kısa sürede bir ikon ve bir imaj haline geldiği gibi dünyanın o yıllarda en gözde kalecisi olmuştu.

Laporta, Rüştü Reçber transferi vaadiyle seçimi kazandı, imzayı attı. Hatta sezon öncesi Camp Nou’da yapılan açılış seremonisinde Rüştü’nün 90 bin kişi tarafından ayakta alkışlanarak sahaya yürüdüğü sırada hepimiz TV karşısında ağlıyorduk.

Ancak tam da o günlerde bilmediğimiz bir şey yaşanıyordu, Barcelona’nın teknik direktörü olarak göreve getirilen Frank Rijkaard, Rüştü’ye son derece dürüstçe şöyle söylemişti: “Seni ben istemedim, planlarıma uymuyorsun, oynatmayacağım, ancak kupa maçlarında belki…”

Rüştü’nün Barcelona’da şansı olmadı, Fenerbahçe’ye geri dönmesi de onun suçu değildi. Döndü, hem takımını ve Milli Takımı sırtlamaya devam etti. Futbolu ise Beşiktaş’ta bıraktı.

2- GARETH BALE – REAL MADRID

Gareth Bale, 9 yaşındayken Southampton altyapısında futbola başladı. Cardiff'te lise öğrencisi olduğu yıllarda, okulun beden eğitimi öğretmeni Gwyn Morris, Bale'in futbol yeteneğini geliştirmek için ona özel bir kural yazdı. Bundan böyle Gareth, okulda futbol oynadığı sürece sol ayağıyla topa vuramayacak, sadece zayıf olan sağ ayağını kullanacaktı. Bu basit kural Bale’e sağ ayağından çok daha fazlasını kazandırdı, onun karakterinin bir parçası oldu.

A takımla Southampton’dan Tottenham’a transfer olduğunda, dünya yeni bir yıldızın doğuşunu izledi. Şampiyonlar Ligi’nde Inter’e attığı gol dünyanın futbol ezberine yerleşti. 100 milyon Euro bedelle Real Madrid’in yolunu tuttu.

Cristiano Ronaldo gibi bir devin yanında futbolunu ortaya koyamayan tüm o isimlerin kırık hikayeleri korkutmadı Bale’i, gitti ve dünya futbolunun en golcü üçlülerinden birinin, BBC’nin B’si oldu, 3 sezonda 56 gol sevincinde Gareth Bale ismini tüm dünyaya haykırdı.

Ancak futbolu her geçen gün düşüşe geçmeye başladı. Nedeni ise Zinedine Zidane’ın geldikten sonra değişen Real Madrid oyununda bir türlü yer bulamamasıydı. Gitmek istese de şartların bir türlü oluşmuyor, bu sırada oynamadan sakatlanıyor ve sakatlıktan da dönemiyor, bir türlü Zidane’ın gözüne giremiyordu.

Gareth Bale’in en acı verici görüntüsü, Real Madrid’deki son yılında yedek kulübesinde esnerken çekilen andı. O son oldu.

Gareth Bale, Tottenham’a kiralık olarak geri döndü, futbola geri dönüp dönemeyeceğini ise izleyip göreceğiz.

3- SHEVCHENKO – CHELSEA

Ukrayna futbolunun modern çağda yetiştirdiği en büyük yıldız olan Andriy Shevchenko, Dinamo Kyiv’den Milan’a transfer olduğunda, oyununun o denli üst noktaya taşıdı ki kendi neslinin birkaç önemli isminden biri haline geldi.

7 sezonda 296 maçta 175 gol attı, 2006’da Milan tarihinin en golcü ikinci oyuncusu oldu.

Milan’daki son sezonu, Chelsea’nin ısrarlı transfer talepleri altında geçti. O sezonun başında Roman Abrahamoviç, 73 milyon Euro artı Hernan Crespo kiralık teklifi ile Milan’ın kapısını çalmış, Milan da Crespo’yu alıp parayı reddederek Shevchenko’yu göndermemişti.

Abramoviç de taktik değiştirdi ve Shevchenko’nun aklını para ve 6 yıllık sözleşme ile çeldi. Transfer, önceki teklifin yarısının bile altına, sadece 30 milyon bonservis karşılığında bitti.

2006-2007 sezonuna muhteşem başlangıç yapmış, üst üste gollü maçlar geçirmiş ve hatta efsane Gerd Müller’i geride bırakarak Avrupa Kupalarında en fazla gol atan futbolcu unvanını ele geçirmişti.

Sonraki sezon ise Shevchenko için Chelsea korkunç bir hataya dönüşüyordu. Mourinho gönderilmişti, Scolari takımın başına getirilmişti ve Shevchenko artık ilk 11’i zar zor görüyor, genelde kulübede oturup ne zaman gireceğini bekliyordu.

En sonunda Scolari, Shevchenko’nun onun istediği forvet olmadığını söyledi, Milan hemen devreye girdi ve yıldızını kabustan uyandırıp İtalya’ya geri getirdi.

Shevchenko, futbolu Dinamo Kyiv’de bıraktı.

4- FERNANDO TORRES – CHELSEA

Atletico Madrid altyapısından yetişmiş en büyük yıldızlardan biri olan Fernando Torres, Vicente Calderon’da büyüdü, ama kırmızı-beyazlıların gözünde hep, lakabı gibi çocuk, el nino kaldı.

2007’de, 6 yıl giydiği Atletico formasından ayrılıp Premier Lig’e, Liverpool’a doğru yola çıktı. Daha ilk sezonunda, Robbie Fowler’a ait olan, bir sezonda 20 gol barajını aşma rekorunu kırdı. Liverpool tarihinde en hızlı 50 gole ulaşan yabancı futbolcu oldu.

2011’de Liverpool’dan Chelsea’ye giderken, İngiltere içinde en yüksek bonservis bedeli ile transfer olan oyuncu oldu.

Ancak Liverpool’luların kırılan kalbi, arkasından ettikleri ahlar, yani muhtemelen öyledir, zira başka bir açıklaması yok, Chelsea’ye Torres’i santrfor etmedi.

Golsüz geçen 903 dakika, üst üste gelen başarısız performanslar, tartışmaların ortasında bıraktı, İngiltere'de; "Torres ne zaman gol atacak" konulu tartışmalar bile düzenlenmeye başladı, Torres artık espri konusu haline gelmişti.

Sonraki yıllarında da Chelsea’de hiçbir zaman ne Atletico ne de Liverpool’daki performansına dönemedi. Chelsea’dan ayrılıp Milan’a gitti ama İtalya da hiç “çocuk”a göre bir yer değildi.

Fernando Torres, 7 yıllık ayrılığın ardından 2014’te Atletico Madrid’e geri döndü.

Liverpool’dan ayrılmasaydı, muhtemelen bu başlığın altına adı hiç yazılmayacaktı…

5- ARDA TURAN – BARCELONA

“Arda Turan Barcelona’da!” Üç kelimelik bir cümle, sonunda da ünlem var, her şeyi anlatan bir ünlem…

Eski görüntüleri, röportajları sandıklardan çıkartıldı. “Alt yapıya gerekli önem verilmiyor. Şans verilmiyor. Bireysel hedefim; formayı kapmak dışında devamlılığı sağlamak... Hedeflerim arasında Avrupa var” diyordu…

Bugün sokaklarda, halı sahalarda, futbol altyapılarında ama en çok geceleri rüyalarda, Messi’ye pas atmayı kim hayal etmemiştir ki? Arda da bizden biriydi, o da aynı rüyaları kuruyordu… “Messi’ye pas atmak…”

Arda, Messi için şöyle bir ifade kullanmıştı -o zamanlar Messi, Arda’nın takım arkadaşı değildi- ''Uzay mekiği o! Siz faul mü diye düşünürken hoop topu alıyor''…

Messi’nin hoop diye aldığı topu Arda’ya pasladığına gözlerimizle şahit olduk.

Arda’nın Barcelona’daki ilk sezonu son derece parlak bir geleceğe işaret ediyordu. Neymar’ın cezalı olduğu süreçte kanat forvet, Iniesta’nın yerinde ya da yanında merkez oyunuyordu. Messi’ye pas veriyor, asist yapıyor, gol atıyordu. Bir sonraki sezon ilk 11’in değişmez parçası olacaktı, kesindi.

Sonra ne oldu? Henüz bilmiyoruz. Arda’nın Barcelona ve futbolla arası neden açıldı?

Başakşehir’e kiralık olarak gönderilip sözleşmesi bittiğinde 6 ay kadar bir süre kulüpsüz kaldı ve Galatasaray’a imza atana kadar da hiçbir teklifi kabul etmedi. Tabi önce Fatih Terim’in onu affetmesi için elinden geleni yapması, yeniden en üst seviye futbol oynayabileceğine ikna etmesi ve imzayı atar atmaz ilk 11 oynayabilmek için kendisini fiziksel olarak mükemmel durumda tutması gerekiyordu.

Arda Turan ile Barcelona’nın arası neden açıldı, bir gün öğreneceğimizi umalım.

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya