SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

PANORAMA: "Seçenekleri sonra tartışırız"

Haftanın 11'inde en iyi performanslarını derledik, en güzel golü ve en akıl dolu asisti seçtik, fark yaratan oyuncu değişikliğine de parantez açtık.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: "Seçenekleri sonra tartışırız"

Spor Toto Süper Lig Cemil Usta Sezonu 5. haftasından geriye kalanlara, sonuçların ötesinden bakmaya devam ediyoruz. Haftanın 11'inde en iyi performanslarını derledik, en güzel golü ve en akıl dolu asisti seçtik, oyunun gidişatını değiştiren oyuncu değişikliğine de parantez açtık.

İşte detaylarıyla 5. haftanın panoraması...

11

TOPU ALMAK ZORUNDA KALIRSAN NE YAPACAKSIN?

Lidere dair birkaç kelam etmezsek panoramanın ne anlamı kalır?

Sezonun ilk maçından bu yana izlediğimiz Alanyaspor’un flaş çıkışı tesadüf değildi. Fenerbahçe maçı için de yazmıştım, alanı genişletip daraltarak topun nerede oynanacağına karar veren bir oyun kurgusuna sahipler. Bunu sanat boyutuna taşıdılar. Bu sayede rakibin ataklarını yönlendiriyor, boşlukları kendileri oluşturuyor ve bu müsait bölgelerde az adamla etkili hücumlar geliştiriyorlar. Pozisyonu gole çevirme oranları çok yüksek, iyi bir forvet hattı ve destek olan orta saha kurdular.

Bu bahsettiklerimi Yeni Malatyaspor’a, Fenerbahçe’ye karşı yapmak kolaydır, çünkü bunlar topu kullanmak, topun önünde kalan takımlar, çıkmak isteyen, hücum düşünen takımlar ve bunu yapabilecek kadrolara sahipler. Yeri geldiğinde topla tüfekle saldıryıya geçerler, onları arkadan vurmak görece mümkündür.

Öte yandan Gençlerbirliği gibi kısıtlı kabiliyetlere sahip, hücuma çıkarken savunma güvenliğini elden bırakmayan, az adamla hatta bazen tek adamla hücum yapan, topun arkasında kalmayı tercih eden takımlara karşı başka bir oyun gerekiyordu.

İki takım da topu birbirine bıraktı, oyun temposu düştü, Sio ve Sessegnon’un ikili oyunlarına karşı hazırlıklı değildi Alanyaspor. Topu aldıklarında ne yapacaklarına dair bir fikirleri yoktu.

Alanyaspor kendisinden güçlü kadroları yenebilir ama bekleyen takımlar karşısında sıkıntı yaşayacak. Elbette topla yapacak yeni bir şeyler bulana kadar.

"SEÇENEKLERİ SONRA TARTIŞIRIZ"

emre

Liverpool’un efsane teknik direktörü Bill Shankly’nin en güzel sözlerinden biridir: “Top ayağınıza geldiğinde ne yapacağınızdan emin değilseniz kaleye vurun, seçenekleri sonra tartışırız."

Fenerbahçe’nin Ankaragücü maçında topu alıp kaleyi gören neredeyse her oyuncu direkt kaleyi düşündü.

Mantıklıydı.

Süper Lig takımlarında artık kapanma kavramı ceza sahasına değil ikinci bölgeye kaydı, savunma kaleye mümkün olduğunca uzakta ve gelen rakibi presle karşılıyorlar. Kapalı savunma kavramı hala var olsa da adresi değişti.

Bu tarz kapanan, presle kazandığı topu kontratağa çevirmeye çalışan takımlara karşı set hücumunda yüzlerce pas denemektense kaleyi düşünmek gerekiyordu. Diğer yandan sayıca fazla isabetsiz şuttan gol gelme ihtimali, vurana ve tutana göre göreceli hale gelir.

Fenerbahçe’nin yediği golü saymayalım, pozisyon verdi mi, verdi. Ama ne zaman Emre Belözoğlu oyuna girdi, Fenerbahçe’nin çehresi değişti. Kruse ile 4411’e daha yakın bir diziliş, geride 2 savunmaya dönük orta saha olunca üretkenlik sorunu oluşmuştu. Emre ise Fenerbahçe’ye akıl getirdi, ölçülü biçili organize ataklar bulmaya başladı sarı lacivertliler. Luiz Gustavo ve Tolga Ciğerci’den bu fikirli oyunu bekleyemezsiniz.

Emre er geç futbolu bırakacak, işte o güne kimsenin hazırlanma şansı yok. Çünkü böyle oyuncular çok az gelir; back to back orta saha kavramı modern futbolda yaratılırken Emre İtalya’da ve İngiltere’de pozisyonu geliştiren coğrafyada futbolcuydu. Ve bazı şeyler öğrenilmez, yaşanır.

Bir parantez de Ozan Tufan’a… Haftanın en iyi sağ beki seçmek konusunda Asist Analiz editör odasında epey tartıştık, asıl mevkii orta saha olan bir oyuncuyu en iyi sağ bek performansı olarak yazıyorsak bunda Ozan’ın performansının rolü büyük elbette de 18 takımlı ligde bir savunmaya yönelik orta saha oyuncusundan daha iyi sağ bek bulamıyorsak, bunun üzerine de bi oturup düşünmek gerek!

SOSA ESKİ YERİNE DÖNEMEZ Mİ?

asist

Ünal Karaman savunmaya müdahale etti, takım savunmasından kademeli savunma anlayışına döndü, topyekün hücumdan feragat etmek zorunda kaldı. Sürekli gol yeme sorununu çözebileceğini düşündü. Ancak bu defa iki önemli problem ortaya çıktı: Birincisi takım boyu uzadı, ikincisi hücumda kalabalık azalınca gereken yaratıcılığı ortaya koyacak futbolcu eksikliği ortaya çıktı. Açalım…

Trabzonspor genelde “ekrana sığan” takımlardandır. Sıkı yerleşirler, özellikle hücumda, arada boşluk kalmadığından, özellikle geçen sezon, aralarından top geçirmek zor olurdu. Bu sezon ise savunmayı başlatan merkez orta saha, Sosa, Obi Mikel, Abdülkadir Parmak başta olmak üzere o bölgedeki tüm oyuncuların stoperler ve forvetler arasındaki mesafe açıldı. Hamle yapmakta yavaş kalmaları, rakibin zaten sıkıntılı olan stoperlerine ulaşmasını engelleyemiyor. Sivasspor gibi atletik takımlar bu yüzden Uğurcan’ın karşısında kalıyorlar. Kademeli savunma anlayışında, rakibin önce Abdülkadir ve Obi’den geçememesi, sarkarsa stoperlerin hamle yapması beklense de tüm hatlarda karşılama sorunu 5 haftadır aynı nakarat oldu.

Trabzonspor’un savunma anlayışı değişikliği hücumu da vurdu. Beklerin çok ileri gitmediği, merkez orta sahaların dönüşümlü çıktığı Trabzonspor daha az adamla hücumdaydı. Sivasspor’un doğru kapanması, zaten sayıca az olan Trabzonspor’luların topu geçirmesini zorlaştırdı. Tam bu anda Abdülkadir Ömür'ün topu yaratıcı kullanabilen ve rakibin düşünemediğini düşünebilme eksikliği iyice hissedildi.Sahadaki Sosa'nın oyunu geriden kurmaktansa Sörlöth'ün arkasına yerleşmesi etkinliği artırabilirdi, Sosa belki de eski yerine dönmeli artık.

Avdijaj çok çalışkan olsa da henüz bu oyuncuların seviyesinde değil. Yaratıcılık yoksa verimsiz kalıyorsunuz, hatalarınız da başınıza dert oluyor.

Ünal Karaman’ın geçen sezon yapabildiği, çare üretilemeyen takımı yeniden kurabilmesi için yeterli malzemesi yok, ama savunma sorununa çözüm bulabilirse hücum sorunu kendiliğinden çözülecektir. Bu sırada kaybedilen puanların telafisi ise zor olacak. Sivasspor’un oyunun temposunu düşürme fikrinin işe yarayacağı belliydi.

DEPLASMAN FOBİSİ DİYE BİR ŞEY YOK!

gol

Bazen varlığın anlamını anlatmanın tek yolu yokluğu deneyimlemektir. Bir dönem Galatasaray’da Hamit Altıntop’un oynadığı karşılaşmalarda eleştirilere maruz kalıp sahada olmadığı maçlarda aslında ne kadar büyük bir iş yaptığının farkına varılması gibi… Fernando’nun Galatasaray’da, Melo’dan beri eksikliği hissedilen, stoper önünde süpürücü dediğimiz görevi ne kadar iyi yaptığı, gidişine izin verilirken yerinin zor dolacağı konuşulmuştu.

Seri ve Nzonzi gibi o bölgenin gerçekten iyi oynayan iki futbolcusu transfer edildi, ancak Galatasaray’da orta saha kurgusu hala kurulabilmiş değil. Nzonzi’yi överken, oyuncunun hücuma verdiği destekten bahsediyoruz… Seri bu karşılaşmada zaten Belhanda’nın yerine, Andone’un arkasına sarkma görevindeydi. Peki süpürücü kim olacak bu takımda, herkes hücum yapacaksa?

Sarı kırmızılılarda oyun ne kadar hücuma yığılırsa o kadar işler yolunda sanılıyor. Ama Yeni Malatyaspor gibi gol aramaktan çekinmeyen özgüveni yüksek takımlara karşı savunmanızın eksiksiz ve hatasız olması mecburidir.

Sergen Yalçın takımları asla rakipten korkmaz, çok yönlü hücumcularıyla savunma arkasına adam kaçırabilmekten tutun da set hücumuna yerleşip Galatasaray gibi kuvvetli takımları bile dakikalarca kale önünde rakip kovalamak zorunda bırakabilir. Yeni Malatyaspor’da ise özellikle Guilherme’nin santrfor arkasını enlemesine bir hat olarak serbestçe kullanması, bulduğu her fırsatta Jahovic’i kaçırabilmesi ilk 25 dakikada Galatasaray’ı adeta kilitledi.

Galatasaray farkı, o farkı ortaya koyabilecek sıra dışı performanslar gösteren futbolcularıyla yarattı: İlk yarıda, Seri’ye asisti de yapan ve orta saha rotasyonuna girdiğinden beri skora ciddi katkı yapan Ömer Bayram (ikinci yarıda beke geçince ne yazık ki vasata döndü); takımı peşinden rakip kaleye taşıyıp hemen her pozisyonun yaratıcısı rolündeki Ryan Babel; Belhanda kadar olmasa da görev verildiğinde yaratıcılık katabildiğini gösteren Seri… Bu 3 oyuncu hem skoru buldular hem de üst üste pozisyonlar geliştirdiler.

İşte tam bu noktada, yazının başında bahsettiğim o süpürücünün görevi hayat memat meselesi haline geldi Galatasaray için. Siz eğer her tehlike atağınızdan sonra rakibi kalenizde buluyorsanız, o gol elbet çizginizi geçer. Dönen topları alamayan, ikinci bölgeden atak tazeleyemeyen, hücum yönünü değiştirerek rakibi yormayan bir Galatasaray için deplasmanlar sorun yaratmaya devam edecek.

Bir başka deyişle, deplasman fobisi diye bir şey yok aslında, Süper Lig’de misafirperverlik kalmadı sadece, o kadar…

BEŞİKTAŞ TAKIM OLAMIYOR

Beşiktaş-Başakşehir maçını izlemek için ekran karşısında geçerken beklediğimiz maç ile seyrettiğimiz arasındaki fark moral bozucuydu. Okan Buruk’un, geçtiğimiz sezon Abdullah Avcı’nın şampiyonluk yarışına en önemli darbelerden birini vurduğu o karşılaşmadan sonra iki hocanın da birbirlerine karşı hazırlık yapmış olmasını bekledik. Oysa iki takım da ortalamanın altında performans gösterdi. Ne Başakşehir’in hücumcuları yeterliydi, ne Beşiktaş’ın kağıt üzerinde yaratıcılık vadeden oyunu vardı.

Savunmasını mecburiyetten 3 bekle kuran Abdullah Avcı’nın savunmada daha fazla sorun yaşaması da olasıydı halbuki, Başakşehir ise fırsatları kovalamak yerine beklemeyi tercih etti.

Okan Buruk, sakin ve sabırlı bir oyun kurgulamıştı. Beşiktaş’ın pas oyunu sırasında hata yapacağını öngörmüş, beklemeyi tercih etmişti ki Crivelli’nin golü de hocayı haklı çıkardı.

Abdullah Avcı ise geçen hafta Gazişehir Gaziantep maçındaki Umut Nayır’ın performansı sonrası yedek kulübesini daha çeşitli kullanmayı denedi. 11’de Necip, değişikliklerde Orkan ve Oğuzhan hamleleri ise beklentinin çok altında kaldı.

Burak Yılmaz sakatlık süreci sonrası hazır değildi, ancak alternatifi olmadığı da 4 haftanın sonunda belliydi. Burak’a oynamayı ve onun bireysel yetenekleriyle gole gitmesini A planı olarak düşünmüştü. Burak ise topu aldığında da kullanamadı. Burak Yılmaz sinirliydi, Ljajic sinirliydi, Dorukhan ve Nkoudou çalışkanlıklarına rağmen verimli olamadılar. Yine Beşiktaş’ın ayakta kalan oyuncusu Caner Erkin’di.

Abdullah Avcı çözüm bulmaya, her hafta yeni bir çare geliştirmeye çabalıyor, öte yandan takımın bu çözümlere inancı varmış gibi görünmüyor. Beşiktaş’taki en büyük sorun hücum, kadro, değişiklikten ziyade ortada bir takım olmamasıdır.

Maç esnasında gelen “yönetim istifa” tezahüratlarının ardından Fikret Orman’ın istifası geldi, Beşiktaş asıl şimdi karışıyor…

 

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya