SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

SÜPER LİG PANORAMA: Geriye ve ileriye...

Süper Lig'in 13. haftası bize sürprizler kadar beklentiler de getirdi. Tüm mesele ne kadar geriye ve ne kadar ileriye gittiğiniz, nereden geri dönebildiğiniz...

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
SÜPER LİG PANORAMA: Geriye ve ileriye...

Süper Lig’de her hafta sürpriz sonuçlara daha açık hale geliyor ve hemen her maçta olmayacak bir hikaye bulmak olası.

Teknik direktörlerin elindeki malzemelerden yapmaya çalıştıkları yemeklerin lezzetini ya da besleyiciliğini tartışabiliriz ama sonuçta sofrada bir zenginlik olduğu da aşikar. Tüm mesele ne kadar geriye ve ne kadar ileriye gittiğiniz, nereden geri dönebildiğiniz...

Alanyaspor’un Denizlispor’a mağlup olması, liderin oyununun çözüldüğüne dair bu sayfalardan yaptığımız yorumların bir göstergesiydi, Yalçın Koşukavak gibi çok üst düzey bir taktisyen hoca artık Süper Lig’de ve Çağdaş Atan’ın asıl sınavı şimdi başlıyor.

TEHDİT VE TEDİRGİNLİK

Galatasaray’ı üzerinize çekmek, sahanızda oynamasına ve yerleşmesine izin vermek, bir anlamda kalenizdeki gole davetiye çıkarmaya benzer. İkinci bölgede Galatasaray’ı tutmak ise anlamsız bir çaba olur, yetenekli ve üst düzey oyuncularıyla arkaya sarkmanın yolunu mutlaka bulurlar. Ayrıca geriye yaslanmak penaltı ihtimalini de yükseltir.

Eğer Galatasaray’ı yenebilecek bir plan arıyorsanız, oyunu onların kalesine en yakın yerde oynayabilmelisiniz.

Fatih Karagümrük teknik direktörü Şenol Can, oyunu Galatasaray’ın yarı sahasına yığarken takım boyunun uzamasını da göze almıştı. Karagümrük’ün boyu ne kadar uzasa da Galatasaray için de aynı durum geçerli olacaktı.

Şenol Can’ın planının bir avantajı da Galatasaray’ın alışık olduğumuzdan çok daha az adamla hücuma çıkmaya zorlamasıydı. 3-4 maksimum 5 kişiyle rakip kaleye gidebildiler. Hem kontrol edilmesi hem durdurulması kolay pozisyonlar üretebildiler.

Bunun en önemli nedeni rakibin kaleye çok yakın olmasıydı, Galatasaray ikiye bölünmek zorunda kalmıştı.

Bu tür zor maçlar elbette üst düzey oyun aklı olan futbolculara ihtiyaç duyar. İkinci yarının henüz ilk saniyelerinde 1-0 geriye düşen sarı kırmızılılarda Belhanda ve Arda hamleleri, Fatih Terim’in oyunu değiştirme çabasıydı. Bu iki oyuncunun girmesiyle Galatasaray biraz daha kalabalıklaşabildi.

Ancak bu defa kalabalık Karagümrük savunmasının içinde hareket imkanı bulamadılar. Özellikle merkezi kullanma inadı, bu bölgedeki oyuncuların da etkisiyle, Galatasaray’ı hücum anlamında fayda sağlamadı. Son 15 dakikayı kendi ceza sahasına kapanarak geçirse de 3 kontratak yakalayan Fatih Karagümrük’ü hem akıllı oyunu hem de rakibi tedirgin etmesiyle tebrik etmeli.

GOLE DAHA YAKIN

Abdullah Avcı yönetiminde çıktığı karşılaşmalarda Trabzonspor ilk kez bu denli gole yönelik, rakip kaleye yakın ve dikey bir görüntü sergiledi.

İlk yarı itibariyle hemen göze çarpan bu değişim, net pozisyona dönmese de karşılaşmanın öncekilerden farklı olacağının sinyallerini veriyordu. İlk yarıda Çaykur Rizespor’un penaltı ile 1-0 öne geçmesine rağmen Trabzonspor ilk kez bu golü çıkartabileceğini hissettiriyordu.

İkinci yarıda forvet özellikli futbolcularını rakip ceza sahasına daha yakın tuttu ve ikinci bölgeden gelen uzun ve ara toplarla pozisyon bulmaya başladı. Kaleye bu denli yakın oynadığınızda penaltı ihtimali her zaman artar ki Trabzonspor da bu sezon ilk kez beyaz noktaya gitti.

Abdullah Avcı yönetiminde ilk kez bir maçı birden fazla gol atarak tamamlamış olmaları, santrfor ve hücumcu oyuncularının fazlasıyla hareketli olmasına bağlanabilir. Oyunu yavaşlattığını düşündüğümüz Bilal gibi oyuncular yerine daha dikine ve direkt oynayan futbolcuların kadroda yer alması da hareketin başlıca nedeniydi.

Trabzonspor, galibiyet golünü çok erken buldu, bu da takıma önemli bir özgüven verirken topa daha fazla sahip olma, yeniden gole gitme isteği de ağır bastı. Bunun yer yer hatalara ve Çaykur Rizespor’un topu elde etmesine katkısı da oldu ancak defansif anlamda çok daha az hata yapan bir takım izledik. Yine de direkten dönen ve kale çizgisine kadar gelebilen bir rakip, Abdullah Avcı’nın istediği bir manzara değildi.

SORUN GÜVEN

Erol Bulut’u pek çok konuda eleştirmek mümkün. Planlarını beğenmeyebilirsiniz, taktiklerini zayıf bulabilirsiniz, oyuncu değişikliklerini eleştirebilirsiniz.

Öte yandan Erol Bulut’un Fenerbahçe’ye uzun zamandır eksik olan liderliğini ortaya koyduğunu görmek ve hakkını vermek gerekiyor.

Gaziantep maçı, Fenerbahçe’de bu zamana kadar gelen ve gözle görünmeyen sorunların nedenini ifşa etti. Fenerbahçe’de herkese sirayet etmiş bir güvensizlik ortamı vardı. Futbolcular takım arkadaşlarına, hocalarına, planlara, birbirlerine ve muhtemelen kendilerine bile güveni yoktu.

Tüm o başına buyrukluk, tek başına maçı kurtarma çabası adı altında dakikaların harcanması ve paslaşmadan yardımlaşmaya ve kulübeye dönüp bakmama hallerinin nedeni de bu güven eksikliğiydi.

Gaziantep maçı öncesinde Erol Bulut oyuncularıyla toplantı yaptıklarını ve bundan sonra iyiye gideceklerini söylemişti. Maç başlayınca da o toplantıda neler konuşulmuş olabileceği sahaya yansıdı.

Hala sorunlar var... Gaziantep karşısında hareketli, sürekli sete yerleşerek rakibi baskı altına alan ve dönen toplarla atak tazelemeye giden bir takım izledik. Ancak verimsizlik maçın skor anlamında Fenerbahçe adına kısır geçmesinin nedeniydi. Oyuncuların yerleşim hataları barizdi. Ayrıca anlaşmazlıklar da henüz devam ediyor.

Ferdi’nin yeteneklerine rağmen fiziksel olarak yetersizliği, tek bir ikili mücadeleyi bile kazanamamış olması, arkasındaki Nazım ve yanındaki Mert Hakan ile anlaşmazlıkları ne yazık ki bu oyuncunun ilk 11 şansını tüketmek üzere olduğunu gösteriyor. İkinci olarak Papiss Cisse’nin ceza sahasının kenarlarında ve kaleye çok uzak top beklemesi pozisyon oluşmasını engelleyen bir diğer etmendi. Golü atacak oyuncunuzun bu kadar kaleye uzak olmasının açıklaması yok çünkü çizgiden topu geçirtecek kimse kalmıyor. Bir diğer eleştiriyi ise son 2 haftadır gölgelerde kalan, ortaya çıkmayan ve heyecansız görüntü çizen Ozan Tufan’a iletelim.

Fenerbahçe’de sorun ne transferle ne parayla çözülmez, Erol Bulut’un rehabilite etmesi gerek bir oyuncu grubu olduğu çok açık. Bu anlamda Gaziantep maçının kazanılmasına çok ihtiyaçları vardı.

12 DAKİKADA 4 GOL

Beşiktaş’ın oyun yapısı ve ana planları oturdu, bunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Kanat, merkez, birinci ve ikinci bölge oyunları, ceza sahası içi planları hemen hemen yerleşti. Bu planların görev dağılımları da belli ve oyuncular Sergen Yalçın’ın sahada ne görmek istediğini biliyorlar.

Öte yandan Beşiktaş’ın atletik performansı ve temposu maçtan maça ve hatta tek bir maçın ilk ve ikinci yarılarında, ortasında ve sonunda iniş çıkış gösterebiliyor. Sergen hoca planlarına çok sadık, fazla esneme payı yok ve sahadaki takımdan istikrar bekliyor.

Erzurumspor maçının ilk yarısı ve ikinci yarısı arasındaki tek fark da işte bu atletik performans ve tempoydu. Paslaşmaları hızlandırdığında Beşiktaş hemen etkili hale geliyor, düştüğünde ise verimsizleşiyor.

Erzurumspor karşısında ilk yarının ilk 15 dakikasında ceza sahasına bile giremeyen Beşiktaşlı oyuncular dakikalar geçtikçe rakip futbolcuların arasındaki boşlukları kullanmaya başladılar. Ancak tempo yeterli olmadığında Osman Çelik’in tek kişilik defans etkinliği bile pozisyonları eritmeye yetti. İkinci yarıda ise daha hızlı oynamaya başlayınca önce penaltı ardından N’Koudou’nun hızlı atağında üst üste iki gol bulabildiler. Üstüne de Vida’nın golünün gelmesiyle maçı 10 dakika bitirdi.

Bu fark, oyuncuların bireysel performansı kadar takımın birbirine uyum sağlamasıyla da alakalı. Aboubakar’ın ikinci, Beşiktaş’ın maçtaki dördüncü golü aslında hemen hemen durumu özetlemeye yetiyor. Üst üste hızlı, kısa paslar kadar oyuncuların bireysel performanslarının takıma sirayet etmesinin en net örneğiydi.

Beşiktaş’ın istikrarı sağladığı taktirde rakipleri için durdurulamaz bir takım haline gelmesi işten bile değil.

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya