SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

Alp Özgen’in Bundesliga Günlükleri 4: Sürprizlerin Haftası

Takımların sahaya 1 puan ya da çelme takmak için değil; kazanmak için çıkması olagelmiştir hep benim benim için...

Alp ÖZGEN Alp ÖZGEN
Alp Özgen’in Bundesliga Günlükleri 4: Sürprizlerin Haftası

Bundesliga’yı özel kılan en temel faktörlerden birisi, takımların sahaya 1 puan ya da çelme takmak için değil; kazanmak için çıkması olagelmiştir hep benim benim için. Özellikle yeni jenerasyon teknik direktörler kendilerinden üstün rakiplere karşı bile her zaman gol senaryolarını ceplerine koyarak sürerler sahaya oyuncularını. İşte bu yüzden güç dengesi gözetmeksizin her an sürprizlere açık bir arenadır Bundesliga. Bu hafta da bunu bir kez daha belgeleyen “Sürprizlerin Haftası” olarak geride kaldı.

İLK ŞOK

Haftanın ilk şoku açılış maçında Signal Iduna Park’ta geldi.

1

Lig sonuncusu Paderborn şampiyonluk adaylarından Borussia Dortmund karşısında öyle bir ilk yarı oynadı ki meşhur sarı duvar bile sustu kaldı. Tabi ki burada büyük parantezi obsesif taktisyen Lucien Favre’ye açacağız ama önce Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim.

Weigl-Piszcek sağ savunma hattından doğabilecek sıkıntıyı müthiş bir öngörü ile değerlendiren Paderborn teknik direktörü Steffen Baumgart ve tabi Bundesliga’da haftanın oyuncusu seçilen Streli Mamba bu madeni değerlendirerek Dortmund’u soyunma odasına 3-0 geride yollamayı başardılar.

Her ne kadar ikinci yarıda skoru koruyamamış olsalar da bu strateji Paderborn’u haftanın en başarılı takımlarından birisi yapmaya yetti gönül kürsümüzde.

FAVRE BÜYÜK TAKIM ÇALIŞTIRAMAYACAK KADAR OBSESİF!

Gelelim Lucien Favre beyefendiye.

Beyefendi unvanını Favre’yi hor görmek ya da alay etmek maksadı ile kullanmıyorum. Kendisi gerçekten futbol dünyasında görebileceğiniz en kibar insan. Oyuncuları ile yaptığı bire bir konuşmalarında onlara “siz” diye hitap eden gerçek bir beyefendiden bahsediyoruz.

Daha önce gerek İsviçre ve Fransa liglerinde gerekse, Hertha Berlin ve Borussia Mönchengladbach’ta sınırlı bütçelere sahip kulüplerde oluşturduğu felsefe ve oynattığı futbol ile hepimizin beğenisini kazanan Favre şu ana kadar şampiyonluğa oynayan bir takım çalıştırma konusunda yetersiz gözüküyor.

2

Ama bence bu problem onun aşırı kibar ve yumuşak olmasından değil başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Her şeyden önce çok takıntılı. Kendi takımına oynatmak istediği “pas ve topa hakim olma oyununa” o kadar fazla takılıyor ki oyunun bütünün gereklerini göremiyor. Nedir bu oyunun bütününü ilgilendiren gerekler peki? Her şeyden önce rakibiniz lig sonuncusu da olsa onu çok iyi analiz edeceksiniz ve sizi nasıl vurmayı planlayacağını öngörerek (bkz Guardiola) önleminizi alacaksınız. İkincisi işler istediğiniz gibi gitmezse “B” planınızı ortaya koyacaksınız. Günümüz futbolunda üst düzey teknik adamların değil sadece “B” planı, bir maç için 4-5 farklı strateji geliştirdiğini biliyoruz.

Ancak Favre’nin bir “B” planı bile yok. Tek strateji var: “Topa sahip olalım, pas yapalım, paslarla rakip ceza sahasına inelim”. Hal böyle olunca da işler istediğiniz gibi gitmediğinde oyun içinde hiçbir reaksiyon gösteremez hale geliyorsunuz.

Favre bahsettiğim bu “Pas Oyunu” takıntısı nedeni ile stoperde “Weigl” ile başladı yine. Weigl normalde merkez orta saha oynayan son derece kaliteli bir oyuncu. Ancak stoper (son adam!) mevki için ne hızı, ne pozisyon bilgisi ne de hava topu hakimiyeti ve kesici özelliği yeterli değil. Mamba için daha iyi bir senaryo olamazdı. Daha önce stoperde oynadığı ve başarılı olduğu maçlar yok mu Weigl’ın? Var tabii ama o maçlar Dortmund ve Favre’nin “A” planlarının işlediği ve stoperlere iş düşmeden rahat kazanılan maçlar oldu hep.

6

Favre’nin obsesif pas oyunu anlayışının Dortmund’a getirdiği en büyük ikinci zarar da takıma net bir 9 numara transferi yapılmamış olması. Elde tek bir santrfor var: Alcacer. O da kapanan takımlar karşısında savunmayı dağıtabilecek net bir 9 numara değil kesinlikle. Başkan Watzke bir itirafta bulunmuş “Santrfor almamak benim en büyük hatamdı” şeklinde. Bence başkan çok üzmesin kendini. O santrforun alınması konusunda ısrarcı olmayan Favre, kendisine ve sistemine rağmen bir 9 numara alınsaydı bile onu yeteri kadar oynatmazdı.

Bu maçla ilgili son not: İkinci yarıdaki geri dönüşü Favre’nin yaptığı değişikliklere bağlamıyorum. Dortmund değişikliklerden sonra da her zaman oynadığı oyunu yani “A” planını oynadı. Geri dönüşün iki nedeni var benim gözümde: 1- Signal Iduna Park ambiyansı ve asla pes etmeyen muhteşem Dortmund taraftarı. 2- Paderborn’un 2. golden sonra aşırı paniklemesi.

ATAMAYANA ATARLAR!

Cuma günü büyük bir sürpriz ile başlayan 12. haftada sürprizler cumartesi günü de artarak devam etti. Son 8 maçında 7 galibiyet alan lider Borussia Mönchengladbach, Bundesliga’nın yeni ekiplerinden Union Berlin’e deplasmanda 2-0 ile boyun eğdi.

4

Tarihinde ilk kez Bundesliga heyecanı yaşayan Union, 3-1 kazandıkları Dortmund maçındaki doğrularını sahaya bu karşılaşmada da koyarak net bir galibiyet aldı. Aynı Dortmund maçında olduğu gibi topu rakibe vererek alan bırakmadan, kontra ataklara iyi çıkan başkent ekibi liderden çok daha fazla net pozisyon yakaladı ve bunların 2’sini gole çevirerek 5. galibiyetini aldı. Berlin bu galibiyetle hem mevcut konumunun tesadüf olmadığını gösterdi hem de ligde kalıcı olacağı konusunda net bir mesaj verdi.

Cumartesi gününü diğer sürprizi de Wolfsburg’dan geldi. Ya da rakibi 45 dakika 10 kişi oynamasına rağmen 2-0 yenilen Frankfurt’a mı demeliyim acaba? Bu maç futbolun altın kuralı olan “Atamayana atarlar”ın işlediği bir diğer 90 dakika olarak geçti 12. hafta kayıtlarına... Maç boyunca topa %70 oranında sahip olan, rakip kaleye 9’u isabetli 17 şut çeken, çok net fırsatları değerlendiremeyen Frankfurt topu çizgiden içeri sokamayınca Wolfsburg cezayı kesti. Bu arada Wolfsburg’un kulesi ve enerji deposu Weghorst’u önümüzdeki sezon İngiltere’de görebiliriz. Zira bu maçı da boş geçmeyen Hollandalı, Premier Lig’in orta sıra takımları için biçilmiş kaftan.

Atamayana atarlar kuralından bahsetmişken Bayer Leverkusen – Freiburg maçını es geçmek olmaz.

Leverkusen bu maçta ofansif tüm istatistiklerde sezon rekoru kırdı. Biri hariç: GOL. %72 topla oynayıp, ceza sahasına 41 orta yapıp rakip kaleye 27 (yazım hatası yoktur!) şut çekip 1 gol atar ve kalene gelen 2 şuttan birini yersen puan kaybetmen kaçınılmaz olur.

Allah Leverkusen taraftarına sabır versin. Peter Bosz geçen seneki formundan çok ama çok uzak!

OLAĞAN ŞÜPHELİLER: BAYERN VE LEIPZIG

Bana göre şu ana kadar oynadıkları futbol ve saha içindeki duruşları ile şampiyonluğun en önemli iki adayı Bayern Münih ve RB Leipzig. İkisi de bu hafta çok rahat ve farklı kazandı. Bayern Münih 4. vitese bile çıkmadığı maçta rakibe tek bir pozisyon vermeden kazanırken Hansi Flick yönetiminde henüz kalesinde gol görmedi. Bayern’in 2 stoperinin sakat ve Boateng’in de cezalı olduğunu hatırlatalım.

5

Flick’in savaşan orta saha aşısı tutmuş gözüküyor. Bir diğer not da sol stoperde oynayan Alaba için. Kusursuza yakın performansı süren Avusturyalı oyuncu stoperdeki başarısını onu daha önce bu bölgede 38 maça çıkaran Pep Guardiola’ya şükranlarını sunarak krediyi eski hocasına göndermiş. Pep o dönemde Alaba için “Gördüğüm en iyi stoperlerden biri. Pozisyon bilgisi, topu oyuna sokuşu, hızı, reaksiyon süresi ve en önemlisi konsantrasyonu bu kadar iyi olan stoper çok nadir bulunur” ifadesini kullanmıştı.

Leipzig ise Bayern’e bu sezon şampiyonluk yolunda sorun çıkartabilecek yegane takım gibi duruyor. Werner ve arkadaşları teknik direktör değişikliğine giden Köln karşısında 1,5 yıllık iç saha geleneğini bir kez daha sahneledi ve maçı ilk yarıdan bitirdi. Bahis seven arkadaşları uyandıralım.

Leipzig kendi evinde ilk yarıları en iyi oynayan takım. Özellikle Forsberg’in formda olduğu dönemlerde Leipzig çok daha üst düzey bir takım haline geliyor.

Zirve yarışından söz etmişken Ozan Kabak’lı Schalke’nin çıkışının da sürdüğünü belirtmek gerekiyor. Ozan’ın yine ilk 11 başladığı haftada maviler Werder Bremen’i deplasmanda 2-1 ile geçti ve ezeli rakibi Dortmund’un üstüne çıktı.

BİRİSİ “SÜRPRİZ” Mİ DEDİ?

3-3’lük Dortmund-Paderborn şokuyla başlayan sürprizler haftasında sürprizin hasını ise haftanın son maçında gördük. Ligin düşme adaylarından Mainz, son 5 maçını kazanan Bundesliga’nın en formda takımı Hoffenheim’ı deplasmanda 5-1 mağlup etti. Üstelik 45 dakika 10 kişi oynayarak!

55

Köln’den kovulan Achim Beierlorzer’i takımın başına getirerek herkesi şaşırtan Mainz, yeni hocası ile son 2 yılın en büyük zaferine imza attı bu galibiyet ile... Herhalde Beierlorzer’e daha iyi bir hoş geldin partisi olamazdı. Öte yandan son 5 haftadaki çıkışı ile herkesin takdirini toplayan Hoffenheim teknik direktörü Alfred Schreuder ise kelimenin tam anlamı ile saçmaladı. Üst üste 5 maç kazanan takımın kurgusunu bozmak bir kenara, stoper Akpoguma’yı sol forvet oynatmak nasıl bir fantezi ürünüdür acaba? Hoffenheim camiası, Schreuder’e hatırlatsın lütfen: Kadroda ligin en iyi bitiricilerinden Kramaric diye bir çocuk var. Fena da değil hani. Mesela oynadığı her maçta gol atmış bu sene.

Bundesliga Günlüğü’müze bu hafta da noktayı koymadan son bir not ile veda edelim. Pochettino-Bayern Münih birlikteliği baya ciddi olarak dile getiriliyor. Zaten şampiyonluğun en büyük adayı olan Bayern bu hamleyi de yaparsa Bavyeralılar için kısa ve orta vadede yeniden Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu çok daha yakın olabilir.

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya