SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

"En gurur duyduğum başarım, futbolcularımın kariyerlerinde yükselişleridir"

Röportaj - MÜDAVİMLER | 10.04.2020 16:03

Görev aldığı takımlarda defalarca kez şampiyonluk ve küme yükselme başarısı yaşayan teknik direktör İsmail Ertekin, Asist Analiz'e konuştu.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
"En gurur duyduğum başarım, futbolcularımın kariyerlerinde yükselişleridir"

Bir takımı küme yükseltme hedefine ulaştırmak konusunda ülke futbolundaki en başarılı teknik adamlardan birisiniz. Kaç takımı küme yükselttiğinizi hatırlıyor musunuz?

Çalıştırdığım 5 takım ile şampiyonluğa ulaştım. 3 takımla play-off’a kadar çıktım ama ne yazık ki şampiyonluk yaşayamadık. 2 takım da zorunlu sebeplerden dolayı ayrıldıktan sonra şampiyon oldu. Böyle olunca da istatistikler, rakamlar bizim adımıza yüksek.

Çalıştırdığınız tüm takımlar ya futbol şehri ya futbol ilçesi ya da futbol semti. Karagümrük gibi, Bandırma gibi, Sakarya gibi, Kastamonu gibi taraftarı nereye gitseniz arkanızdan gelir, takımına bağlı tribün kültürü olan takımlar. Futbolun ayrılmaz parçası taraftarın, hedefe gitme yolunda önemli bir etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Taraftarı olmayan takımların büyük başarılar elde etmesini bekleyemezsiniz. Taraftarla birlikte olduğunuz zaman avantaj size geçiyor. Taraftar bir baskı unsurudur ama bu baskıyı kaldırabilecek oyuncularınız varsa çok büyük avantaj oluyor.

Her ligin futbolcusu ayrıdır diye bir düşünce vardır. Her ligde her futbolcu oynamaz derler. 2. Lig’in, 1. Lig’in, Süper Lig’in futbolcusu birbirlerinden farklı özellikler taşımalıdır derler. Siz hepsiyle çalıştınız, sizce gerçekten böyle bir fark var mı?

Kalite olarak baktığınız zaman belirli farklılıklar var. Balıkesirspor’da 2. Lig B grubundan çıkan takımın 8 oyuncusu bir üst ligde şampiyonluğa oynadı ve şampiyon oldu. Doğru bir takım kurarsanız birbirini tamamlayan oyuncularla bir üst ligde de oynayabilirsiniz.

Her ligde başarılı olan oyuncular gittikleri takımda fark yaratıyorlar, o ligin oyuncusu damgasını yiyorlar ve üst ligde oynama şansını bulamıyorlar.

Alt liglerin akademi ligleri gibi, altyapının ön plana çıktığı yerler olması gerektiğine dair görüşler var. Öte yandan bu liglerde rekabet çok çetin geçiyor. Hedefleri olan takımlar, taraftarın ve baskının olduğu takımlar söz konusu. Sizin genç oyuncuların alt liglerde nasıl değerlendirilebileceğine dair görüşleriniz nelerdir?

Proje takımı değilse eğer belirli bir oyuncu grubu zaten vardır. Geçen sezon Sakaryaspor’da, bu sezon Manisaspor’da gibi... Genç oyuncular, iyi bir iskeletiniz varsa onların içine kattığınız genç oyunculardan verim alabilirsiniz.

Tüm takımı gençlerden kurduğunuzda tecrübe eksikliğinden dolayı problemler yaşıyorsunuz, belirli sayıda genç oyuncuyu oynatabilirsiniz. Bu dengeyi kurmak hem oyuncunun gelişimi açısından çok önemli, hem de takım için büyük önem taşıyor. Önce tecrübeli iyi bir takımınız olacak ki gençler de takımın içinde gelişebilsin, öğrenebilsin.

Ne yazık ki bizde genç oyuncu risk olarak görülüyor. Antrenör başarısız sonuçlar aldığında işine hemen son veriliyor, hocalar da işlerine devam edebilmek için garanti oyuncuları tercih etmek zorunda kalıyorlar.

Teknik direktörlüğe geçmeden önce çok değerli hocaların yanında yardımcı olarak görev yaptınız. Gordon Milne, Rasim Kara, Nejat Biyediç gibi... Bu futbolun duayen isimlerinin sizin de hocalık karakterinizi şekillendirmenizde büyük rol oynadıklarını düşünüyorum. Hangi hocanızdan hangi özelliği aldınız?

Yaklaşık 4 yıllık bir süre içerisinde bu 3 antrenörle de birlikte çalışma fırsatı buldum. Bana çok büyük katkıları oldu hepsinin...

Üçünün de iyi yönlerini, futbol adına doğru fikirlerini almaya çalıştım. Kazandığım başarıların altında bu isimlerle çalışma şansını bulmuş olmam yatıyor.

Futbol anlayışı çok önemlidir ve bu üç isim de farklı karakterdi.

Gordon Milne, riski hiç sevmeyen, basit oyunu tercih eden bir teknik adamdı, öyle oynatmaya çalışıyordu. Nejat Biyediç, tam tersine devamlı hücum oynamayı seven, futbolu görsel bir şova dönüştürmeyi tercih eden, savunmayı düşünmeyen felsefeye sahipti. Rasim Kara, topu kalemizden uzak tutmaya çalışan, hep önde oynamayı isteyen bir anlayışı ön planda tutardı.

Ben de bu üç futbol adamından bir sentez oluşturup kendi futbol anlayışımı yaratmaya çalıştım. Geçmişe baktığımızda istatistikler doğru işler yaptığımızı ortaya koyuyor. Sağ olanlardan Allah razı olsun, Nejat’ı da rahmet anıyorum.

Antrenörlüğe ilk başladığınızda 34 yaşındaydınız. Çok genç bir yaş...

1990’ların başında profesyonel futbol oynarken 30’lu yaşlara geldiğiniz zaman yaşlandı artık futbolu bıraksın denirdi. Ben de 31 yaşında futbolu bıraktım. Erken yaşta olunca yapabileceğiniz bir işe yöneliyorsunuz, futbolun içinde kalmak istiyorsunuz ve başka bir iş yapmayı düşünmüyorsunuz.

Futbol oynarken Bursa Uludağ Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştum. Üniversite eğitimime rağmen o alana yönelmeyi düşünmedim.

Antrenörlüğe devam ettim ve genç yaşta başlamak da avantaj oldu. Daha erken öğrenme ve tecrübe kazanma fırsatı yakaladım.

Bugün futbolcular kendilerine iyi bakıyorlar ve 35 yaşına kadar oynayabiliyorlar, 40’lı yaşlarda ancak antrenörlüğe başlayabiliyorlar.

Erken başladım ama zaman geçiyor, bugün 60 yaşımı da devirdim. 30 yıla yakın ve inanılmaz bir tecrübe sahibi oldum.

Son yıllarda teknik direktörlük yaşımız gençleşti. Sizden daha erken, 20’lerindeyken futbolu bırakmak zorunda kalan arkadaşlarımız önce sizin gibi hocalarımızın yanında yetiştiler sonra da teknik direktörlük yapmaya başlıyorlar. Ülke futbolunda genç teknik direktörlere güven konusunda sorun var sanki... Kulüpler deneyimli hocaları tercih ediyorlar. Sizce deneyim mi daha önce gelmeli yoksa genç teknik adamların dinamizmine mi ihtiyaç var?

Her iki düşünce de doğru. Erken yaşta başlayan genç antrenörler hızla tecrübe kazanıyorlar. Ancak bizim kulüp yöneticilerimiz ne yazık ki güvenemiyorlar. Genç teknik direktör sayımız, 30’larında görev alabilmiş hoca sayısı çok az.

Teknik direktör olmak için pro lisans almanız gerekiyor, futbolu bıraktıktan sonra bu da bir süreç gerektiriyor. Mecburen 40’lı yaşlara gelmiş oluyorlar.

Yönetimler de garanti hocalara gidiyorlar, bu işin okulunu okumuş amatörden gelen teknik adamlara güvenmiyorlar. Oysa genç antrenör arkadaşlarımızın hepsi kendilerini çok iyi geliştirmiş, teknolojiyi kullanan, bilgiyi doğru sentezleyen, son derece donanımlı, dünyayı takip eden hocalar.

Mutlak suretle başarı istendiği sürece, şampiyon olmadıysanız başarısızsınız düşüncesiyle antrenörler de değirmende öğütülüp gidiyor.

Süper Lig’de ise belirli hocalarla sürekli çalışılıyor ve sanki başarısız olacaklarmış gibi alt liglerde başarılı olmuş antrenörlere, kendi takımıyla küme yükselse bile 8-10 maç şans veriliyor. Taşıyamıyor diyorlar, neyi taşıyamadığını da anlamış değilim.

Koronavirüs ülke futbol ekonomisine büyük zarar verdi ve bir daralma mecburiyeti olacak. Bütün antrenör arkadaşlarımızın artık daha fazla değer göreceğini düşünüyorum. Kulüplerin bütçeleri daralınca daha düşük paralara daha iyi takımlar kurabilecek hocalara yöneticiler yöneleceklerdir.

Tecrübe çok önemli, ekip çok önemli, hiçbir teknik direktör tek başına başarılı olamaz. Her şeyi biliyorum diyemezsiniz. Benimle çalışan arkadaşlarıma hep teşekkür ettim, bir teknik direktörü başarılı yapan yanındaki yardımcılardır.

30 yıla yakın kariyerinize dönüp bakınca, en gurur duyduğunuz şey nedir?

Mesleğimi bu kadar sevmemin nedeni, şans verilmemiş futbolcuları bulup çıkartıp onlara birer kariyer imkanı verip başarılı olduklarını izlemektir. Onu geliştirebiliyorsanız, kariyerini yukarıya taşıyabiliyorsanız, ben bununla gurur duyarım.

Muhammed Reis, Balıkesirspor’a gelene kadar 2. Lig’den hiç yukarıya çıkamamış bir oyuncuydu. Güvendik, bir üst ligde devam ettik, bir oyuncuya güven verirseniz çok başarılı olabiliyor. Muhammed de 28-29 yaşından sonra 1. Lig’in en önemli oyuncularından biri oldu, son 7 yılda her gittiği takımda şampiyonluklar, başarılar yaşadı ve fark yarattı.

Orhan Ovacıklı, Bandırmaspor’dayken amatör kümeden aldık, Süper Lig’e kadar yükseldi. Bir seçmede gördüm, dikkatimi çekmişti, şans verince en üste kadar çıkmayı başardı.

Ahmet İlhan Özek, milli takıma kadar yükseldi. Onur Bayramoğlu var.

Bu oyuncuları genç takımlardan amatör kümeden bulup çıkarttık, katkı sağlamaya çalıştık ve başarılarını izledik, bu da antrenör olarak en büyük gurur kaynağım oldu.

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya