SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

Alp Özgen’in Bundesliga Günlükleri 13: Süper Güç Almanya

Alp Özgen, koronavirüs pandemi sürecinde yeniden başlayan Bundesliga'yı, futbolun süper gücü Almanya'yı yazdı.

Alp ÖZGEN Alp ÖZGEN
Alp Özgen’in Bundesliga Günlükleri 13: Süper Güç Almanya

Dünyada pandemi sürecini en iyi yöneten ülke Almanya, Avrupa’nın 5 büyük ligi arasında futbola dönen ilk ülke oldu. Süper güç olarak ezberimize giren ABD ve Rusya değil, tarih boyunca tüm dünyaya hükmeden İngiltere de değil; Almanya… Bu pek çok kişi gibi beni de şaşırtmadı. Özellikle Nazi dönemi sonrası ülke bütçesinde önceliği bilime, eğitime ve insan sağlığına veren Almanya’nın pandemi sürecinde en fazla testi yapıp, en çok iyileşme oranını yakalamasının şaşırtmadığı gibi.

Bundesliga maçları başlatma kararı aldığında doğal olarak tüm dünyanın gözü Almanların üzerine çevrildi. Tabii ki futbol özlemi ve canlı maç izleme talebi bu durumda önemli bir faktör. Ama Almanlara çevrilen gözlerin sadece futbolseverlere ait olduğunu düşünmek en basit deyimi ile hafif kaçar.

Global ölçekte tüm dünyada politikacılar, bilim insanları, doktorlar ve sağlık çalışanları, federasyonlar ve tabii ki paraya yön veren herkesin gözü Bundesliga’daydı. Özellikle de ekonomi dünyası için Almanya’nın vereceği sınav hayati öneme sahipti. Normalleşmeye dair yapılan bu radikal adımın başarılı olması en çok tıkanan Dünya ekonomisi için kritikti.

ARA DÖNEM: FOOTBALL, AS IT HAS TO BE

Ve Bundesliga bu şartlar altında 26. hafta maçları ile oynandı. İşin sportif boyutuna yazının son bölümünde değineceğim ama önce pandemi koşullarında oynanan futbol düzeni ile ilgili birkaç not aktarmak istiyorum. Alman futbolunu yakından takip edenler bilir. Bundesliga’nın klasik haline gelmiş global bir sloganı vardır.

‘’Football; as it is meant to be.” Bunun dilimize düz çevirisi “Futbol; olması gerektiği gibi” olsa da burada aslında söylenmek istenen futbolun özüne olan saygıdır. O yüzden bu sloganın Türkçe çevirisini “Futbol özünde olduğu gibi” olarak yaparsak daha çok anlam ifade edeceğine inanıyorum.

Tüm dünyanın bildiği üzere futbolun mucidi İngilizler ve bu konuda çok muhafazakarlar. Ancak ulusal ölçekte futbolun ve daha da önemlisi futbol kültürünün korunması Almanlar için her zaman daha önemli olmuştur. Bu başka bir konunu yazısı olduğu için çok detaya girmeyeceğim. Ama aksini iddia edenlerin Premier Lig kulüplerini kimlerin yönettiğine bakmaları yeterli olur.

İşte ben de bu hafta sonu başlayan Bundesliga’ya bu perspektiften bakmak istiyorum. Her zaman futbolun ‘‘Futbol özünde olduğu gibi’ felsefesi ile oynanan Bundesliga bu hafta “Football, as it has to be” yani;  “Futbol olması gerektiği gibi” felsefesi ile hayata dönmek zorunda kaldı. Peki Alman futbol anlayışını ters yüz eden bu değişimin özünde neler yatıyor ve yeni durum ne gösteriyor?

1- Futbol taraftar içindir

Sonuç: Bundesliga tarihinde ilk defa maçlar seyircisiz oynanıyor. Ve bu durum ne kadar sürecek kimse kestiremiyor.

2- Futbol sponsorların değil halkındır

Sonuç: Lig özünde ekonomik sebepler nedeni ile oynanıyor. Ligin başlatılmasının nedeni taraftarlar değil kulüplerin sponsorlardan paralarını alabilmeleri

3- Televizyon futbolun ruhunu öldürür

Sonuç: Bundesliga maç yayınları tarihi rekorlar kırıyor. Reytingler Dünya Kupası rakamlarına yaklaşmış durumda.

4- Futbol global değil yerel güzeldir

Sonuç: Şu an futbolcuların motivasyonunu Alman taraftarlar değil; ekran başındaki milyonlar oluşturuyor

5- Hafta arası maç kabul edilemez

Sonuç: Ligin kısa sürede tamamlanabilmesi için fikstürde yoğun hafta içi mesaisi var

Temelde geçiş sürecinden kaynaklanan bu radikal değişikliklerin Alman taraftarların bir kısmını çok mutlu etmediğini tahin etmek çok zor değil.

Ancak bir kısım futbolseverin de bizim gibi topun dönmesinden çok keyif aldığını düşünüyorum. Kısa vadede beliren bu yeni futbol anlayışının etkilerini ve devamlılığını ilerleyen süreçte göreceğiz elbette.

Ama benim temennim en kısa zamanda futbolun Alman felsefesindeki özüne kavuşması. Yani sonuna kadar ‘’Football, as it’s meant to be’’ciyiz…

YENİ BİR FUTBOL MU İZLEDİK?

Peki saha içinde futbol nasıldı ve performanslar korkulduğu gibi mi oldu?

En çok merak edilen konu oyuncuların temposu, motivasyonu, fiziksel performansı, psikolojisi ve konsantrasyonuydu. Herkes özellikle tempo konusunda ciddi bir düşüş bekliyordu.

Ancak korkulan olmadı. Bu hafta özelinde ligdeki 9 takım yıllık koşu mesafelerinin üstüne çıkarken kalanlarda dramatik bir düşüş yaşanmadı.

Buna rağmen futbolseverde oluşan algı temposuz bir futbol oynandığı yönündeydi. Birçok kişi maçların hazırlık maçları edasında gayri ciddi oynandığı kanaatindeydi.

Buna şiddetle karşı çıkanlardan biri olmamam rağmen itiraf etmeliyim ki tempoyu ben de düşük bulmuş ve bu dönem oynanacak futbolu bir geçiş futbolu olarak tanımlamıştım.

Ancak Ssport ekranlarında maçları beraber anlattığımız sevgili arkadaşım Orhan Uluca bunun bir yanılsama olduğu konusunda ısrar etti. Bu durum aslında, seyircisiz oynanan maçları TV’de takip eden bizlerin alıştığımız tribün coşkusu ve ambiyans eksikliği nedeni ile zihnimizin bize oynadığı bir algı oyunundan ibaretti. Hakkını teslim edelim Orhan haklı çıktı ki; kalan haftalarda kızışan lig yarışında haklılığının artacağını düşünüyorum. Yazıyı da bu yanılsamadan kişisel bir çıkarım ile noktalayalım.

Futbol (taraftarsız) asla futbol değildir. En azından bizim sevdiğimiz futbol…

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya