SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

PANORAMA: Skor konuşur!

Futbolda en ünlü deyimlerden biridir; Hatice'ye değil neticeye bakılır. Çünkü futbol bir sonuç oyunudur, kötü oynarken kazanmak da iyi oynayıp kaybetmek de sadece işin hikayesidir.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Skor konuşur!

Futbolun belirleyici ögesi skordur, biz ne kadar taktiksel gellişimden, oyun içindeki planlardan ve performanslardan bahsedip sayfalarca yazsak da iş döner dolaşır neticeye bakar. Hatice ise puan veya puanlar getirmez, zaten pek kimse de hatırlamaz.

Süper Lig'de 7. hafta, iyi oynayıp kaybedenlerin, kötü oynayıp kazananların, sonunda herkesin tabelaya baktığı bir hafta sonu oldu. 

Lider Alanyaspor'un Göztepe ile oynayacağı maçın İzmir Depremi nedeniyle ertelenmiş olduğunu hatırlatalım. Depremde hayatını kaybedenlerin acısı içimizde, ülke olarak aklımız ve kalbimizin İzmir'de kaldığı şu son birkaç günde, futboldan bahsetmek zordu. 

Bizler yine de hem işimizi hem acımızı birlikte yaşadık, haftaya notlarımızı bırakalım.

BİR GOL

Pandemi arasının öncesinden beri görmediğimiz Trabzonspor, 7. haftada Kasımpaşa karşısında sahaya çıkmış gibiydi. Kalesinde golü görüp geriye düşmesine rağmen önce Serkan Asan’ın golüyle beraberliği yakalayan, ardından Nwakaeme’nin iki golüyle öne geçen Trabzonspor, dinç ve diri bir takım olarak karşımızdaydı.

Çok koşan, çok mücadele eden ve sezon başından bu yana ilk kez takım olarak organize bir görüntü sergilediler. Orta ve yan hatlardan hem paslaşarak hem de driplingle çıkmak, pozisyon zenginliğini de beraberinde getirmişti.

Daha önemlisi ise ligin en organize ekiplerinden birinin arasında boşluklar yaratabilmeleriydi. Özellikle Nwakaeme’nin ilk yarıdaki muhteşem performansı, Kasımpaşa savunmasını çok çaresiz bıraktı.

Maçın bir diğer dikkat çekici noktası ise Kasımpaşa’nın topa sahip olduğu anlarda Trabzonspor’un daha etkili pozisyonlar bulmasıydı.

Aynı durum geçen haftaki Fenerbahçe maçında da söz konusuydu. Fenerbahçe’nin topla daha fazla oynadığı ilk yarıda Trabzonspor çok etkili ataklar geliştirebilmişti.

Öte yandan daha henüz ilk yarıda maçta skor 3-2’ye geldi. Kasımpaşa’dan olağanüstü iki gol birden geldi. Üstelik Uğurcan’ın bir penaltı ile birlikte çok sayıda da yüzde yüzlük gol kurtarışı yapması, Trabzonspor’un 90 dakikayı adeta yüreği ağzında tamamlamasına neden oldu. Çünkü ilk yarıdaki gollerdeki şutlardan biri daha gelse, puan kaybı işten bile değildi.

Ki öyle de oldu… 86’da Edgar’ın ters vuruşunda top çizgiyi geçti ve maçın bitimine dakikalar kala durum 3-3’e geldi. Uzatmalarda ise bu kez Koita, ceza sahası dışından attığı şutla maçı 4-3’e getirdi.

Son 10 dakika yenen iki golle yıkılan Trabzonspor’da kenar müdahaleleri de oyuncu değişiklikleri de geliyorum diye bağıran sondan kaçmaya yetmedi. Bu maçın elbette bir açıklaması olmalıdır.

MERKEZİNİN KARAKTERİ

Fatih Terim’in Galatasaray’ı için pek çok eleştiri yapmışızdır, ancak şu ifadeyi muhtemelen ilk kez kullanıyoruzdur: “Ne yaptığı ne oynadığı belli değil!”

Ne topla oynayabiliyor, ne alanı kaplayabiliyor, ne pas yapabiliyor… Dahası, anlaşmazlıklar, ayağının altından top kaçırmalar da cabası. Saha içinde takım arkadaşlarının nerede olduğuna bile bakmayan bir oyuncu grubu. Saracchi hariç!

Taylan Antalyalı ile tekli merkez orta sahaya dönen Fatih Terim’in, 6. haftanın panoramasında, hücum 4’lüsünün merkezindeki tercih edeceği oyuncularla oyunun karakterini belirleyebileceğinden bahsetmiştik. Tam üstüne denk geldi, Ömer Bayram ve Etebo ikilisi, dörtlünün merkezindeydi.

Her ikisi de ikili mücadele oyuncusu, her ikisi de yerleşim oyuncusu. Ama ne yaratıcılıkları var, ne takım yerleşimi yapabilirler, ne rakip eksiltebilirler, ne asist yapabilirler.

Sonuçta Galatasaray da hücum merkezindeki oyuncuların karakterine büründü.

Belhanda’nın sakatlığında Emre Akbaba, Arda Turan varken, Etebo Ömer Bayram ikilisinden Fatih Terim ne bekliyordu, en azından ben anlamadım. Elbette Fatih Terim gibi hocaların oyuncu seçiminde bir futbolcuyu neden düşünmediğinin çok geçerli bir nedeni vardır. Ancak tercih taktiksel miydi yoksa performans mıydı? Eğer performans ise sahadakiler niye oynuyorlar, Babel söz gelimi?

Ryan Babel’in, Galatasaray’ın tek isabetli şutunu göle çevirdiği ilk yarının ardından Fatih Terim, Diagne’yi çıkarıp Arda Turan’ı aldı. Babel’i santrfora gönderdi. Maçın Galatasaray adına en çok koşan oyuncusu Saracchi de sakatlanıp çıkmak zorunda kaldı. Hem oyun hem oyuncuları açısından son derece zayıf kalan Ankaragücü karşısında 70’ten sonra Feghouli de Ömer Bayram’ın yerine oyuna dahil oldu.

Değişiklikler oyunu biraz hızlandırdı, takımı biraz ileriye attı ancak daha çok skoru tutmaya yetti. Biraz da şansın yardımıyla…

KOLAY MAÇA İYİ HÜCUM

Hücumda Ghezzal, Oğuzhan ve Larin’in ceza sahasının içine girmek ve top taşımak için gösterdikleri çalışkanlık, Dorukhan ve Atiba’nın dönen topları toplamadaki doğru yer tutmaları, N’Sakala ve Rosier’in kanattan son çizgiye kadar alan kat ederek ortaya çevirme çabaları… Bu sezonun uzak ara en organize, en istekli, en hücumcu Beşiktaş’ı izledik.

Son vuruşların yetersiz kaldığı ilk yarı Yeni Malatyaspor’un kendi sahasına kapanmasının da etkisiyle gol dönüşmeyen çok sayıda pozisyon izledik.

Bu kadar savunmaya çekilen bir rakibe karşı gol, kaçınılmaz son olacaktı, o da Larin’in ayağından geldi.

Karşılaşmanın Beşiktaş adına en fazla öne çıkan tarafı hücum orta sahasıydı. Oğuzhan Özyakup’u en son ne zaman bu kadar etkili, koşan, alan açan, hareketli izledik, hatırlamak zor. Ghezzal’in ise yeni gelmiş olmasına rağmen oyuna katkısı, akıllı ortaları ve şut denemeleri ile etkisini ortaya koyabilmesi önemli. Santrfor olsa da kanat forvet olarak iki hafta üst üste skor katkısı yapan, sürekli topu arayan, kaleyi her fırsatta yoklayan Larin’e ise ayrı paragraf açmak gerekir.

Sergen Yalçın’ın teknik direktörlüğünde futbolcularının mümkün olan en üst seviyeye yükseldiğini defalarca kez ve farklı örneklerle gördük. Denizlispor maçının ardından Yeni Malatyaspor karşılaşmasını da eklediğimizde, Beşiktaş’ın oyuncu performansının tesadüf olmadığını söyleyebiliriz.

Elbette alınan sonuçlar hem Denizlispor’un hem Yeni Malatyaspor’un yetersizliğine bağlayabiliriz. Öte yandan performansları skorlardan ve galibiyetlerden ayrı değerlendirmek gerekir.

SKOR OYUNU

Futbol skor oyunudur, en geçerli istatistik de kaç gol attığınız veya yediğinizdir. Bir takımı topu ne kadar iyi tuttuğu, alanı ne kadar iyi kapladığı, hücum varyasyonlarının çeşitliliği, savunmada nasıl alan daralttığı ve benzeri onlarca farklı başlık altında değerlendirebiliriz.

Ama sonuçta, maçın son düdüğü çaldığında atılan ve yenen gol sayısının birbirinden çıkarılması, hepsinin önüne geçer.

Basit deyimiyle Hatice’ye değil neticeye bakma denir, ama gerçek budur.

Bu hafta oynanan tüm maçlarda aslında ortak nokta, netice ile Hatice’nin birbiriyle uyumsuzluğuydu.

Fenerbahçe’nin Antalyaspor maçı da aynıydı.

Rakibini boğan, baskıyı sürekli artıran, her türlü hücum varyasyonunu değerlendiren, Boffin’e ve direklere takılan Fenerbahçe’ye karşı savunmadan çıkmayan, kontratak kovalayan, ilk şutunu 40’ta çeken Antalyaspor.

49’da Ozan Tufan’a karşılık 52’de Podolski’nin golüyle maçın 1-1’e gelmesi sadece 3 dakika sürdü.

Yanlış anlaşılmasın, “Hagi 40 metreden bir vurur” demeye getirmiyorum. Sadece oyunun kalitesi eğer gole dönüşmüyorsa maçı ne kadar domine ettiğiniz bir anlamı yok.

Fenerbahçe’nin sezon başından bu yana saha içi etkinliği ve oyuncu performansı giderek yükseliyor. Öte yandan gol atmakta zorlanırken kalesini kapatamıyor. Pozisyonun gole dönüşme yüzdesi düşük ve oynadığı oyunu skora yansımıyor.

Fenerbahçeli taraftarların izledikleri takımdan hiçbir şikayeti olduğunu sanmıyorum, özellikle son 2 sezonun ardından. Ancak Erol Bulut’un çözmesi gereken sorunların hala var olduğunu da dile getirmek gerekiyor.

 

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya