SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

PANORAMA: Şu santrfor meselesi

Şimdiye dek yazılmış Panorama’lardan farklı bir yazı ile 12. haftayı mercek atına alıyoruz...

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Şu santrfor meselesi

Panorama sayfasında bu haftaya kadar her takımı ve her maçı teker analiz ettik. Ancak bu kez Haftalık Panorama’ya dahil ettiğimiz 4 şampiyonluk adayı ve liderin maçlarında ortak bir özellik ortaya çıktı ve ayrı bir analiz halinde yazmak iyi bir fikir oldu.

Şimdiye dek yazılmış Panorama’lardan farklı bir yazı ile 12. haftayı mercek atına alıyoruz...

Bu haftadan itibaren PANORAMA’ya yeni bir seçim daha ekliyoruz; her hafta futbol sahalarında em fazla dikkat çeken olayı da sizlere hatırlatmak istiyoruz. Yazının son bölümünü de bu seçime ayırdığımızı belirtelim ve PANORAMA’ya başlayalım.

SANTRFORUN VARSA...

Galatasaray maçında Okan Buruk 60. dakikada Crivelli’nin yanına elindeki 2. santrforu oyuna soktu. Gulbrandsen’in girmesiyle birlikte Galatasaray defansı için de sıkıntı başladı.

haftanin 11i

Aslında topla daha fazla oynayan, daha fazla hücuma çıkan, genelde oyunu domine eder gözüken Galatasaray’dı ama Başakşehir “top sende” oyununa üstelik çift santrforla geçmişti.

Bir tek Crivelli ile başa çıkmak, 3’lü Galatasaray stoper hattı için zor olmayabilirdi, Gulbrandsen’le ikileyince işler karıştı.

Çift santrforun modern oyununda genelde izlenen taktik, bu santrforlardan birini orta sahanın önünde serbest ve gezer bırakmak, diğerini rakip ceza sahasına çakılı tutmaktır. Hep verdiğim örnek, bu oyunun en iyi uygulayıcılarından, 2018 Dünya Kupası Uruguay takımıdır. Luis Suarez’i Cavani’den bir adım geride serbest bırakıp ikinci santrforu Edinson Cavani’yi ceza sahasının içinde tutan Oscar Tabarez’i, geçtiğimiz sezon başında Burak Yılmaz ve Rodallega’yı çok benzer şekilde kullanan Ünal Karaman çok iyi uyarlamıştı. Okan Buruk ise sonradan çift santrfora dönerken topun rakipte daha fazla kalmasını hedefliyordu.

Bu tip durumlarda “çapa” görevi verilen oyuncunun iki stoperin arasına girerek 1 fazla savunma oluşturması sık gördüğümüz bir çözüm olsa da Galatasaray zaten 3’lü savunma hattı ile oynuyordu, orta sahası ve bekleri hep birlikte ilerideydiler. Gulbrandsen ve Crivelli ikilisine geriden atılacak toplarda 3’lü savunma hattının hata yapması sürpriz olmadı.

d

Bir başka santrfor oyununu da Sivasspor’dan izledik. Santrforunu rakibin ceza sahasına gönderip rakip stoperlerin peşinden koşmasına müsaade ederken hücum orta saha ve kanat oyuncularının isabetli şutları ile gole dönüyor Sivasspor...

Sivasspor’un Kayserispor maçında gollerini ve gol pozisyonlarını izleyin ama sadece Yatabare’ye bakın... Tepesinde hep iki stoper göreceksiniz...

Yalnızca 1 kez, Mert Hakan’ın çizgiden çıkartılan topunun pozisyonunda ve sadece ver kaç pası için araya giriyor, onun dışında Yatabare’nin 4 gol, 3 direkten dönen top, 2 ofsayt pozisyonunda sırtındaki oyuncuları ceza sahasına sokarken kenarların ne denli boşaldığını, kanat ve hücum orta saha oyuncularının nasıl demarke kaldığını göreceksiniz. 4 golde de Sivasspor’lu oyuncuların gol vuruşlarında rakipten kimse yok etraflarında.

Elbette lider Sivasspor’un oyunu Kayserispor maçı sonrasında övgülerle anlatıldı, gerçekten çok da iyi oynadılar, ancak şunu da eklemek gerekiyor, Kayserispor’un sezon başından bu yana Panorama’da defalarca yazdığımız “çelik konstrüksiyon” futboluna karşı son derece zayıf kaldığını unutmamak gerekiyor.

Ancak elbette santrforunu santrfor gibi kullanmak da mümkün... Sörlöth’ü tutmak kolay değil, öte yandan Sörlöth’e gönderilen hücum paslarını engellemek başka bir sorun.

Trabzonspor’un santrfor oyununu bu kadar durdurulamaz hale getiren, klasik santrfor olarak kabul edebileceğimiz Sörlöth’ün her zaman ve her pasta doğru yerde ve mükemmel bir zamanlama ile topu alabilmesi...

Nwakaeme, Sosa, Yusuf Sarı, Obi, hatta Pereira ve Novak, her kim Sörlöth’ü sahada arasa tek yapması gereken olması gereken yere topu göndermek oluyor. Sörlöth nereye kaybolduysa bir anda rakip savunmanın arasından topla beraber ortaya çıkıyor.

Her an doğru zamanda ve doğru yerde olabilmek santrfor sanatının olmazsa olmazıdır. Sörlöth de gerçek bir sanatçı...

SANTRFORUN YOKSA...

Süper Lig’in 12. haftasında santrforsuz sahaya çıkan iki takım vardı. Ve aslına bakarsanız ikisinin de maçları birbirine kopyala yapıştır kadar benziyordu.

Galatasaray ve Fenerbahçe, kadrolarındaki tüm santrforların aynı anda yok olmasıyla mecburiyetten “santrfor da oynayabilir” kontenjanlarını kullanmak zorunda kaldılar.

gs

Alper Potuk’un futbol hayatını daha henüz ortasındayken bitiren “her mevkide oynayabilen joker” özelliği yüzünden işitmediği eleştiri kalmamıştı. Aslında Alper’in iyi bir kanat olabilecekken hiçbir şeyi tam yapamayan yararsız bir futbolcuya dönüşmesine neden olan da buydu. Santrforsuz kalan Ersun Yanal, Alper’i “oynamışlığı var” geçmişiyle ileriye sürdü.

Galatasaray’da da Fatih Terim çok benzer bir hamle yaptı, yine CV’sindeki “oynamışlığı var” maddesine güvenip Adem Büyük ve Ryan Babel’i üstelik çift santrfor olarak Başakşehir’in üzerine sürdü.

Her iki takımın da rakiplerinin yaratıcı orta sahası, etkili vuruşları olan kanatları ve çok sağlam santrforları vardı. Galatasaray ve Fenerbahçe toperleriyle beraber ileri çıkıp rakibe ön alan baskısı yaparak ve topla oynama fırsatı vermeyerek hücum savunması kurmayı denediler.

Her iki takımın da kanatları zaten golcü özellikli, sürpriz skorerler çıkartabilen orta sahaları vardı. İnanması güç ama iki takımın teknik direktörleri de santrforsuz santrfor oyunu oynadılar.

Nasıl mı? Şöyle:

En geriden stoperler ve bekleriyle hücum geliştirip kanatları ve orta sahalarını ceza sahası çevresine konuşlandırıp içeriye top göndermeye çalıştılar. Olmayan santrforu aradılar. Kendileri ceza sahasının içine girmekte zorlandılar, dışarıdan şutlarda isabet sağlayamadılar.

Her iki takımın sahadaki oyuncuları santrforsuz oyun için çözüm üretemediler, ceza sahasının önüne, yan çizgilerine, kale çizgisine kadar indiler ama bundan sonraki hamleleri hakkında bir fikirleri yoktu.

Sahaya santrforsuz çıkıp da santrforlu oyun oynamaya çalıştılar, hayaletlerini aradılar, bulamadılar.

Modern futbolda santrforunuz yoksa illa ikame bir santrfor ataması yapmadan oynayamıyor muyuz? Çözümler, taktikler, planlar santrforsuz oyun üzerinden kurgulanamıyor mu? Bu iki takımın sorununu santrforda oynayan futbolcular üzerinden eleştirerek analiz yapmış sayılıyor muyuz? Emin miyiz? 

Galatasaray’ın kalesinde golü görüp maçı kaybetmesi de Fenerbahçe’nin golsüz berabere kalması da doğal sonuçtu.

YA SANTRFORUN KAYBOLURSA...

Süper Lig’in 12. haftasında santrforu olup da onu kaybeden aslında 1 takım vardı... Beşiktaş...

gs

Sezonun başından bu yana Burak Yılmaz pek çok maçta sakatlığı nedeniyle oynayamamış, yeri Güven ve Umut Nayır’la doldurulmaya çalışılmıştı.

Ancak Burak Yılmaz, bugün Milli Takımımız da dahil olmak üzere, hiçbir teknik direktörün vazgeçemeyeceği oyunculardan biri... Hatta bu ülke futbolunun bu nesilde gördüğü en iyi santrfor ki kendisini takip eden Cenk Tosun ve sonraki jenerasyonda Enes Ünal, Güven ve Umut Nayır için mükemmel bir “saha içi” örneği...

Öte yandan Konyaspor maçında gole kadar karşılaşmayı takip etmiş olanlar da fark etmişlerdir, Burak Yılmaz sıklıkla “kayboldu”. İleride top alamadığı dakikalarda geriye kadar gelip kendi topunu kendisi aradı, bu sırada kanatlardan ileriye çıkan takım arkadaşları ceza sahasına girerken Burak’ı aradıklarında bulamadılar. Yaşı ilerleyen, vücudu artık ileri ve geri bu denli çok koşmaya yetmeyen Burak’ı yakaladıkları neredeyse ilk pozisyonda da golü buldu Beşiktaşlılar...

Beşiktaş’ın en büyük sorunu, elinde Burak Yılmaz’ın yerine oynaması gereken iki oyuncusu, Güven ve Umut Nayır yetişemeyecek kadar uzakta olması... Burak’ın alternatifi var ama sadece kağıt üzerinde...

Burak Yılmaz’ın sakatlıkları artıyor, geri döndüğünde performansının bıraktığı yere geri dönebilmesi gittikçe zorlaşıyor, Burak Yılmaz da tıpkı Emre Belözoğlu gibi yıllara meydan okuyor, ancak bunun bir sınırı olacağı ortada... Aradığınız santrforu kendiniz yetiştirmek zorundasınız...

HAFTANIN OLAYI

Bu hafta 2 maçta tribünler oldukça dikkat çekti. Haftanın Olayı da Ankaragücü tribünleriydi.

gs

Maçtan önce Trabzonspor’lu futbolcuları çağırıp alkışladılar, kendi takımları iyiydi kötüydü bakmadan ve hiç susmadan tezahüratlarını son sesle devam ettirdiler. Gol yediler, susmadılar. Takımları atağa çıktı, susmadılar, takım kötü oynadı, susmadılar... Futbolcu hata yaptı, bağırıp çağırmadılar, Trabzonspor taraftarları tezahüratını yaptı, saygı duydular. Hatta öyle bir an geldi ki “sarı-lacivert-en büyük- Ankara” tezahüratına Trabzonspor’a ayrılan deplasman tribünü de destek verdi. 90 dakika boyunca neredeyse sahadaki futbolcular kadar sesleriyle maça ortak oldular. Ankaragücü’nü adı gibi güçlü göreceğimiz günleri en az onlar kadar diledik 90 dakika boyunca, çünkü emin olun bu taraftar çok daha fazlasını hak ediyor.

İkinci notumuz da Denizlispor’du... Çaykur Rizespor maçında iyi oynayan, golleri bulan ve sonunda kazanan taraf kendi takımlarıydı. Ancak maç boyunca yönetim istifa sesleri yükseldi, “Şifo Dışarı” tezahüratı yapıldı, özellikle Olcay Şahan başta olmak üzere futbolculara büyük tepki vardı. Anlaşılan o ki Denizlispor taraftarının meselesi ne maç ne galibiyet değil, başka bir dertleri var, bu seslere kulak verilene kadar da puanlarla ilgilenmeyecekler.

GÜNÜN ÖNEMLİ HABERLERİ

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya