SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Fast-food'dan sofraya

11 yaparken bu kadar zorlanınca, bu hafta bireysel performansların ne kadar öne çıktığını da fark ettik.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Fast-food'dan sofraya

13. hafta şimdiye dek en zor en iyi 11 seçtiğimiz maç haftası oldu... Her bölgede seçeneğimiz fazlaydı, bazı oyuncuların neden olmadığı sorusunun cevabını da veremiyoruz, seçmek zorundaydık...

Öte yandan 11 yaparken bu kadar zorlanınca, bu hafta bireysel performansların ne kadar öne çıktığını da fark ettik. Halbuki biz maçları izlerken takımları seyretmiştik, hocaların oyunlarını takip etmiştik, gördüklerimizin ötesini detaylarda keşfettik.

O detaylar için 13. haftanın Panorama'sı başlıyor... 

gol

ORTADA ŞİİR YOK

Futbolda oyunu sistemlerin üzerine kurulduğu modern çağı yaşıyoruz. Kusursuz oyun planlarının çağını... Öte yandan gerçek bir çağ bu:

En mükemmel planı yazabilirsiniz ama onu sahaya yansıtacak futbolcularınız yoksa bir işe yaramayacaktır.

Daha önce de bu sayfadan alıntısını yapmıştım, Conte’nin Chelsea’nin başın geçtiğindeki ilk basın toplantısında söylediği sözü: “Teknik direktörlük terzilik gibidir.”

Doğru kumaşa doğru ceketi dikmeyi başarabilirseniz, elinizdeki en mütevazi kadrodan lider çıkartabilirsiniz.

Yok eğer gömlek kumaşından pantolon yapmaya kalkarsanız, elinizdeki kadronun ihtişamıyla küme düşmeme potasında oynarsınız.

Sivasspor’u Süper Lig’in lideri yapan da öncesinde Alanyaspor’un liderlik koltuğunda oturmasını da Başakşehir’in istikrarlı oyununu da sağlayan da işte bu sistem oyunları ile oyuncu kadrosunun “yapabildiklerini” iyi örtüştürebilen teknik adamlarıdır.

Basit futbolu daha da basit planlarla oynamak isteyen Kasımpaşa’nın bu Sivasspor’a ya da tek tek bakıldığında iyi oyuncular olmalarına rağmen birlikte oynama kabiliyeti düşük olan MKE Ankaragücü’nün Alanyaspor’a ve son olarak fiziksel taktiksel denge kurmakta zorlanan Antalyaspor’un yerleşik sistemini mükemmelleştiren Başakşehir’e karşı baş kaldırabilmesi mümkün değildi.

Bu 3 takımı diğerlerinden ayıran temel farklardan biri malzeme ile tarifin birbirini karşılamasıdır.

33

Öte yandan konuya sadece bu açıdan bakarak, ilk 4 sıranın 3 takımını şiirlerden alıntılarla anlatırsak yanılgıya düşeriz.

Ligin tepesi ile aşağısı arasında çok ciddi bir seviye farkı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Biz bu 3 takımı test etmek için yine şampiyonluğun doğal adayları ile yaptıkları maçlara bakmak mecburiyetindeyiz.

Sivasspor’u Trabzonspor’la, Alanyaspor’u Beşiktaş’la, Başakşehir’i Galatasaray’la yaptıkları maçlarla değerlendirebiliriz.

Sivasspor’un Kasımpaşa ve Kayserispor maçları kıstas değildir, üzgünüm ama bu takımlar an itibariyle daha henüz maça çıkmadan kaybediyorlar, bu güce karşı duramıyorlar, ellerindeki malzemeyle oynanan oyun uymuyor.

Örneği de hemen bu haftadan verelim: Kasımpaşa’nın basit bir futbol anlayışı vardır, kısa paslarla uzun ve dikine pasları kombine ederler, mümkün olduğunca ayağında topu az tutması gerekir.

Peki bu takımda Quaresma’nın ne işi var? Bireysel teknik beceriyle kanattan rakibi azaltarak çıktığında Quaresma’nın açtığı alanı kullanabilecek bir merkez ve orta iç oyuncu kadrosu yok ki bu takımın...

Sivasspor için üst üste iki zor maç var; Yeni Malatyaspor ve Fenerbahçe...

15. hafta bittiğinde Sivasspor’u bir daha konuşalım.

FAST-FOOD’DAN SOFRAYA GEÇİŞ

9. haftadaki Galatasaray maçıyla başlayan Süper Lig’deki galibiyet serisi Beşiktaş’ı bir anda yukarıya attı, maraton rakiplerinin puan kayıpları da ekmeğin yağı oldu, balı sürmek Kayserispor maçına kaldı... Beşiktaş ligde 3. sıraya yükseldi.

aa

Panorama’da skorlara bakmayı çok sevmeyiz, derdimiz sahanın içidir, dolayısıyla Beşiktaş’ın yükselişinin başladığı yer 9. haftadaki derbi değil, 11. haftadaki Denizlispor maçı deriz bu sayfada... 

Göztepe, Alanyaspor ve Galatasaray maçları rakibe uyarlanmış planlarla kazanılmıştı, zaafları değerlendirmek ve kendi güçlü yanlarını ortaya çıkartmak için... Bir başka deyişle (Antalyaspor’u da katarsak) bu galibiyetler “fast-food”du.

Beşiktaş’ın acil kazanması gerekiyordu, takımın hemen müdahale etmesi gerekiyordu, işleri düzeltebilmek için (bu sayfada daha önce de tabir ettiğimiz gibi) Abdullah Avcı’nın zamanı satın alması gerekiyordu.

Denizlispor maçıyla beraber Beşiktaş sofrayı kurmaya, çorbasından tatlısına kadar tam teşekküllü bir yemek sunmaya başladı.

N’Koudou ve Diaby’nin hızlı çıkışlarını hazırlayan Atiba/Elneny’nin geri oyun kuruculuğuna ek olarak bu iki oyuncu (oynadığı zamanlarda Ljajic de) ceza sahasına girdiğinde ceza sahası köşelerine iki bek, Caner ve Gökhan (ve Rebocho) yerleşti. Merkez oyunculardan sürpriz koşularla ceza sahası dengesi bozuldu (Atiba’nın Kayserispor’a attığı gol). Mümkün olduğuca rakip ceza sahasında uzun uzadıya yerleşip top çevirmektense hızı ve atletizmi yüksek N’Koudou’nun patlamalı koşularına yer açıldı, Diaby’nin merkezden Atiba ile al-verlerden savunma arkasına sarkması sağlandı. Burak Yılmaz’a sadece rakibin fişini çekecek son hamle kaldı; son pası vermek ya da son vuruşu yapmak.

Sadece taraftarı için değil, bu Beşiktaş futbol izleyicisi için de oturması çok keyifli bir akşam yemeğine dönüştü.

Denizlispor, Konyaspor, Kayserispor maçlarında eksik yok muydu, elbette var, hızlı çıkışlarda savunmaya orta sahaların desteği az olduğundan Vida ve Karius’un üzerine biniyor tüm yük, bu oyuncuların takımın tamamı ilerdeyken geride başlarının çok sıkışacağı maçlar olacaktır.

Öte yandan Abdullah hoca rakibe göre savunma güvenliğini kurarak bu tehlikeyi en aza indirebilir. Buna da mecbur, çünkü devrenin son 3 maçı Yeni Malatyaspor, Fenerbahçe, Gençlerbirliği ve kolay olmayacaklar...

dd

BU TRABZON’DAN PUAN ALMAK

Maç güzel olunca insanın da yazası geliyor, Trabzonspor-Galatasaray maçını “az pozisyon oldu” üzerinden beğenmeyenlere bir şey diyemem ama biraz da haksızlık olmuyor mu?

Başka bir açıdan bakmaya çalışalım...

Öncelikle Trabzonspor’un bu sezon şimdiye dek oynadığı en iyi savunma oyununu izledik, topu alıp gitmeye çalışan her Galatasaraylı futbolcuyu hem alanını hem pas opsiyonlarını kapatarak geriye itti, rakibini orta sahaya sıkıştırdı, kendisi de aralara Sosa ve Obi’nin attığı toplarla sızmayı denedi ki oldukça ciddi bir süreyi de set hücumunda geçirebildi.

Aslında Ünal Karaman’ın planı Galatasaray’ın merkezdeki top kaybı yarasını Sosa ve Obi Mikel ile deşip Beşiktaş maçındaki gibi rahat pozisyon üretebilmekti muhtemelen ama Fatih Terim Lemina’lı bir merhem sürdü oraya...

Galatasaray’ın sezon başındaki zaafları, pas kurgusu ve topa sahip olma ile beraber futbolcuların saha içi iletişiminin da arızalı olmasıydı. Kim nereye nasıl pas verecek ve alacak, sanki avuç içlerine kopya yazıp çıkmaları gerekiyormuş gibiydi. Ancak önce merkez orta sahaya alınan Ömer Bayram oyun kuruculuğa getirildi, ardından bu görevi kanatta yapmaya başladı. Feghouli’den ve Belhanda’dan beklediğini alamayan Fatih Terim kendi orkestra şefini kendisi yaptı. Lemina-Ömer Bayram-Feghouli üçlüsü ve geride Nzonzi hem pas kurgusu hem topa sahip olma sorununun çözümü oldular.

Trabzonspor karşısında, elinde tam bir santrfor olmamasını avantaja çevirdi, Adem Büyük ile Belhanda ceza sahasında stoperlerle oynamak yerine kendi iyi bildikleri yerde, merkez orta sahadan çıktılar. Öte yandan bu maçta asla anlaşılmayan bir şey var; santrforu olmayan takımın orta saha ve kanatları neden kaleye şut çekmez? Maç boyu sadece 10 şutunun olması aslında Galatasaray’ın neden gol sayısının az olduğunun güzel bir cevabı değil mi?

Ünal Karaman’ın rakibin zaaflarını kullanma planı işe yaramadı belki ama elindeki oyuncuların bireysel yetenekleri, hızlı koşuları, rakip ceza sahasının tamamına yerleşebilmeleri ve elbette Sosa gibi “çok akıllı uzaktan kumanda oyun kurucu” olunca daha fazla pozisyon üreten taraf olmaları şaşırtıcı değildi. Hücumda varyasyonları sürekli değiştirdiler, buna bizim meslekte “repertuvar” diyorlar, hem uzaktan hem yakından şut, hem duran top hem kontratak, hem ceza sahasına orta hem duvar paslarıyla giriş, yani gol atmanın her yolunu denediler. Üst üste iki kez aynı şekilde gelmeyen rakibi durdurmak da çok zor, kabul edelim...

Galatasaray, Marcao’yu Sörlöth’ü, Nzonzi’yi Sörlöth’e çıkan tüm yolları tutarak savunma yapmayı denedi. İşe de yaradı...

Beraberlik iki takım için de güzel sonuç değildi, puan kaybına kimsenin tahammülü yok hele ki farklar bu kadar az ve liderlik yarışının koşucusu bu kadar çokken...

Ama öte yandan, o kadar da sıkıcı maç değildi, pozisyon azdı ama pozisyonların az olmasının nedeni gayet futboldu...

tt

KURAL YANLIŞ!

Bu sayfada Fenerbahçe maçlarını yazarken sürekli kendimi tekrar ettiğim hissine kapılıyorum... Sanki sürekli aynı 3 cümleden panorama çıkıyormuş gibi geliyor. O 3 cümle ne derseniz; savunması zayıf karnı üzerine oynayan her rakip gol bulur, rakip ceza sahasına yerleşip topu vermezse farkı açma şansı bulabilir, her mevkide elindeki tek alternatif orta saha oyuncuları olunca kurgu arıza veriyor.

Burada yazara düşen ya aynı şeyleri farklı cümlelerle yeniden kuracak ya da şöyle bir uzaklaşıp geri dönecek...

Göztepe-Fenerbahçe maçındaki penaltı tekrarı, kaleci Altay Bayındır’ın Alpaslan topa vurmadan önce kale çizgisini terk etmesi nedeniyle verildi.

Kural kitapçığı 14 maddesi penaltı uygulaması yöntemi bölümünde der ki, “Topa vurulduğu anda savunma yapan kalecinin bir ayağının en azından bir kısmı kale çizgisine temas etmelidir ya da kale çizgisi ile aynı hizada olmalıdır”.

Eğer ihlal olursa bölümüyle devam ediyoruz: “Kaleci ya da takım arkadaşının oyun kurallarını ihlal etmesi durumunda; eğer top kaleyi geçerse gol geçerli sayılır; eğer top kaleye girmezse penaltı tekrarlanır.”

Hakemlerde ve kuralların uygulanmasında bir sorun yok, her şey kitabına uygun. Dolayısıyla Fenerbahçe’nin golü iptal, Göztepe için penaltı tekrarı doğru. İkinci penaltı gol olduğu için Altay’ın ihlal yapıp yapmadığının bir önemi yok.

Öte yandan kural saçma, uygulanabilirliği zayıf, çünkü:

1- Kalecinin ayağının yerinden ne zaman ayrıldığının standardını oluşturamazsınız. An ve zaman kavramlarını tartışmalı hale getirmek oyuna kural koymak değildir.

2- Bu oyunu hala insanlar oynuyor. Vurucunun adım mesafesini ve kalecinin ayağının konumunu tartışmak futbolu makineleştirmekten öteye gitmez, futbol bir navigasyon oyunu değildir.

IFAB’ın futbolu bilgisayar oyununa çevirme merakının sonucu olan kural değişikliklerinden biri olan “kalecinin ayağının çizgide olması” uygulaması tartışılmalı...

Gözün göremediği ihlali video başında santimle ölçerek karar vermek adalet midir?

rr

HAFTANIN OLAYI

Abdullah Avcı, Beşiktaş taraftarı tarafından sempatiyle karşılanan bir teknik adam değildi, hatta Beşiktaş tribünlerinin eleştirel bir tezahüratı da vardı.

Abdullah Hoca, Beşiktaş’ın başına geçtiği yaz aylarında taraftarın büyük bir kısmı karara mesafeli yaklaştı, temel fikir şuydu: “Abdullah Avcı , Beşiktaş’ın kültüründeki futbolu oynatmayacak, savunma oynayan takım istemiyoruz.”

Memleket futbolunda çok nadir gördüğümüz ve futbol fikri ile kulüp kültürü uyuşmazlığından çıkan bu zıtlaşma üzerinden tartışıldı, konuşuldu, hocaya maç sonu basın toplantısında “istifa” sorusu olarak bile soruldu. Kayserispor maçı sonrası tribünlere çağrılan Abdullah Avcı için dün akşam bu kez adına sevgi tezahüratı yapıldı, hoca da tribünlerin önünde selam verdi. Harika bir görüntüydü. Abdullah Avcı kararlı durdu ve oyun fikrini kadroya uygun şekilde baştan yazarak doğru şekli vermeyi başardı, Beşiktaş taraftarı da teşekkür etti...

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya