SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Şapkalar, tavşanlar ve klişeler

Çok keyifle anacağımız bir hafta sonunun ardından maçların analizleri, haftanın 11’i, en güzel ve asist ile fark yaratan değişiklik ve fazlası...

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Şapkalar, tavşanlar ve klişeler

 

17. hafta sıra dışı performanslara imza atılan maçlara sahne oldu. 11’i seçmek de yerleştirmek de çok zor oldu.

9 maçta 37 gol kaydedilip 4 maçta 5 ve üzeri gol atılınca PANORAMA’ya nereden başlayacağımızı da şaşırdık.

Çok keyifle anacağımız bir hafta sonunun ardından maçların analizleri, haftanın 11’i, en güzel ve asist ile fark yaratan değişiklik ve fazlası PANORAMA’da başlıyor...

AKIL VE MANTIK

17. haftanın açılış maçı öncesinde Beşiktaş’ın Gençlerbirliği’nin rakibe yer bırakmayan, kalesine uzak konumlanıp aradan geçişe izin vermeyen, hızla ileri çıkan oyunuyla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek zor değildi.

Deplasmanda Beşiktaş gibi bir takıma karşı üstelik 12. dakikada 10 kişi kalmasına rağmen oyunundan hiç şaşmadan planını hayata geçirmek gerçekten zordu.

Yetmedi, 32’de bir kırmızı daha ve 9 kişi kalıyorsunuz. Her şeye rağmen kendi yarı alanına hükmederken de kalesiyle rakibin arasındaki mesafeyi korurken de direnci kırılmadı Gençlerbirliği’nin...

Hamza Hamzaoğlu’nun ilk yarı esnasında kameralara yansıyan, adeta bir elleriyle bir kareyi tarif etme (yandan daraltın, önden arkaya daraltın şeklinde) talimatı, 1-0 da öne geçmeyi başarmış olan deplasman ekibinin önlem alacağının göstergesiydi.

Gençlerbirliği ikinci yarı kapanacaktı, 9 kişiyle dayanabilmesinin tek yolu da buydu, 9 kişiyle 1-0 öne geçmiş deplasman takımı için mantıklı olan yolu tercih edecekti.

Beşiktaş’ın Gençlerbirliği karşısında birbirine taban tabana zıt iki 45 dakika arasındaki tek değişken, 45. dakikada Diaby’nin çıkıp Oğuzhan Özyakup’un oyuna girmesi elbette değildi. Oğuzhan ile birlikte yerleşim ve pas merkezleri de değişti, oyunun yönetimi kanatlardan merkeze geçti.

Kapanan takımları daha da geriye yaslanmaya zorlamak bu sezon Abdullah Avcı’nın (Fatih Terim’in) başvurduğu ve skoru da bulduğu yöntemdi, bireysel yetenekleri öne sürüp rakip kalabalıktan hata çıkartmayı her defasında başardı.

Maçın 3’te 2’sini 2 kişi eksik oynamak zorunda kalan ve fiziksel olarak maçın tamamını çıkartmanın yolunun tempoyu düşürmek olduğu seçeneğinden yola çıkarsak Hamza Hamzaoğlu’nu eleştirmek zorlaşır.

Öte yandan rakipleri açmak, devre arasında ve hatta 15-20’şer dakikalık periyotlarda çok hızlıca oyun planı değiştirmek, kenar yönetiminin bu sezon sonucu değiştirdiği bir maç daha demektir; bu 3 puan Abdullah Avcı’ya yazar.

ANTALYALI BAYRAM’LARI

Galatasaray’ın sezon başından bu yana kadrosundaki oyunculardan verim alamadığında yedek kulübesindeki rotasyon oyuncularına forma vermekte zorlanması en büyük sıkıntıydı. Fatih Terim’i ikna edemeyen kulübe seçenekleri zayıflatıyordu. Ahmet Çalık, Emre Taşdemir başta olmak üzere formayı kapanlar ellerinde tutamıyorlardı. Geçtiğimiz hafta bu sayfalardan Selçuk İnan’a geri dönme eleştirisinin temelinde de bu vardı.

Çünkü aslında soru, haftalık performanstan daha önemliydi: Neden Selçuk İnan?

As takımın performansı bu kadar kötüyken, rotasyondaki oyuncuların forma şansı alamamasının nedenini sorduk: Futbolcular mı Fatih Terim’i ikna edemiyor? Fatih Terim mi as kadroyu tercih ediyor?

Belhanda’nın hiçbir etki gösteremediği ilk 17 haftalık süreçte Taylan Antalyalı da bulduğu az sayıda forma şansını iyi değerlendirememiş, Ömer Bayram etkisi gösterememişti. Antalyaspor maçında ilk 11’de Taylan’ı görmek de geçmiş maçlardan çıkarımla riskli bir tercih olabilirdi.

5-0’lık galibiyeti, rakip Antalyaspor’un akıl almaz etkisizliğini unutmadan yorumlamayı unutmayalım, bu sezon en iyi savunma oyunlarından olan Trabzonspor maçındaki kadar etkili olmadıkları gibi rakibin zafiyetlerinin de sarı kırmızılı savunmanın işini fazlasıyla kolaylaştırdığını ekleyelim.

Her ne kadar Seri ve Lemina’nın Nagatomo ve Mariano ile paslaşma ve yardımlaşmaları hala yetersiz olsa da...

Yine her ne kadar beklerinin performansının bu kadar yüksek olmasının sebebini rakip kanatların zayıf kalması olsa da...

Galatasaray’ın 5-0’lık galibiyetinin coşkulu oyun, hız, oyun temposu gibi olumlu yönlerinin altı da ayrı çizilmeliyse de...

Seri ile Lemina ikilisinin önünde Belhanda’nın pozisyonunda ve maç sonu açıklamasında belirttiği üzere “hocasının Falcao’ya yakın oynama talimatı” ile sahaya çıkan Taylan Antalyalı ve her ne kadar dizilişte sol kanat gibi görünse de maçın büyük bölümünde içeri kat ederek çizgiyi Nagatomo’ya bırakan Ömer Bayram’ın işbirliğinde Falcao da bu sezon ilk kez topla buluşabildi.

Taylan Antalyalı’nın ve Ömer Bayram’ın performansını, isteğini ve arzusunu ancak ve ancak 17. haftada tüm kadroya yansıdığını görebildik.

Mücadele etmeyen, koşmayan, aklını sahaya koymayan, çözüm üretmeye çalışmayan, yardımlaşmayan tek bir oyuncu yoktu sahada... Pastan ve sorumluluktan kaçan tek bir futbolcu gösteremeyiz ki bu sezon ilk kez sahada 11 futbolcusuyla oynayan bir Galatasaray izledik.

Neredeydiniz diye hesap sormak gereksiz, sonrası için bir eklemeye ihtiyaç var: Rotasyonun gücünü takımı yükseltmek için kullanırsa Fatih Terim, Emre ve Ahmet’lerin Şener ve Adem’lerin de dönüşünü görebiliriz; çünkü bu formaların yükü ağırsa eğer, kaldıramayan giymek zorunda değildir.

HAYAL KIRIKLIĞINA DOYMUYORUZ

Haftanın maçlarının büyük bölümünü güç dengesizliğinin karşılaşmaları olarak izledik. Kasımpaşa Başakşehir’e, Antalyaspor Galatasaray’a ve elbette Kayserispor Trabzonspor’a çok zayıf geldi.

Öte yandan, haftanın belki en gollü maç olsa da rakibinin en fazla başkaldırdığı maç Trabzonspor-Kayserispor maçıydı.

6 gollü galibiyet, Trabzonspor için sezonun şimdiye kadarki en zorlamadan oynanan maçıydı, hemen sahanın da oyunun da hiçbir yerinde zorlanmadılar.

Öte yandan, ne Antalyaspor Galatasaray’a, ne Kasımpaşa Başakşehir’e karşı Kayserisporlu futbolcular kadar direnmeye çalışmadılar.

Güçleri yetmedi, evet... 18 yaşındaki stoper Osman Can Çötür’ün Sörlöth’ü, 19 yaşındaki sağ bek Emirhan Civelek’in Nwakaeme’yi durdurmasını, 15 yaşındaki Emre Demir’in Obi-Abdülkadir Parmak ikilisinden kurtulmasını, 19 yaşındaki sağ kanat Ömer Uzun’un Novak’ı geçmesini bekleyemezdik.

Ki o Ömer Uzun Trabzonspor’a karşı bir gol bir asist ile oynadı.

Kayserispor’un içinde bulunduğu kaos ve kriz bu futbolcuların forma giydikçe olgunlaşmasına yol açacaksa, bugün içinde bulunduğu krizden çıkış bileti ve oynatıp değerlendirip satmaktan geçer. Trabzonspor’a karşı sahaya çıkan Kayserispor, kulübün krizden çıkış biletidir. Elbette devre arasında yeni hoca yeni transfer sarmalıyla kendilerini daha da dibe gömmezlerse...

Son bir not da maçtan sonra Trabzonspor’da patlayan kaosa gelsin...

Futbol kulüplerinde işler iyi giderken başkanlarla hocalar arasındaki gerilimlerden ayrılık çıktığını şimdiye kadar çok gördük. Öte yandan Trabzonspor’da Ünal Karaman değildir tek giden...

Geçen güne kadar Trabzonspor’un ülkede ekonomik anlamda en iyi yönetilen 2-3 kulüpten biri olduğunu dile getirirken, bunu tek başına başkan Ahmet Ağaoğlu’nun yapmadığını, Ünal hocanın elindeki kadrodan en iyisini çıkartmak ve gençleri deneyimli yıldızlarla harmanlayarak az paraya çok iş yapacak bir takım yaratmaktaki başarısının payını biz söylemeyelim...

Trabzonspor’un bu sezonun en büyük şampiyonluk favorilerinden birine dönüştüren, geçen sezon gittiği deplasmanlarda ayakta alkışlanan Ünal Karaman’ın hak ettiği saygı bu muydu? Hayal kırıklığına doyamadığımız ülke futbolumuz, ah ah...

ŞAPKALAR, TAVŞANLAR VE KLİŞELER

17. haftanın bir başka özelliği de ihtiyaç duyulduğu anda kriz çözen futbolcuların skorları değiştirmesiydi. Ankaragücü’nde Oscar Scarione, Denizlispor’da Zeki Yavru, Fenerbahçe’de ise Deniz Türüç ve Jailson...

Futbolda her zaman mümkün olan, literatürde şapkadan tavşan çıkartmak şeklinde terimleşen, ortada pozisyon yokken golü yoktan yaratan futbolcular bazen tüm gidişatı değiştirebilir.

Çaykur Rizespor karşısında Fenerbahçe’nin genelde takım oyununda zorlandığını söyleyerek başlayalım. Haftanın 11’inde yerimiz olsaydı (ki bu hafta çok sıra dışı performanslar izlediğimizi hatırlatalım) İsmail Kartal’ın merkezde Vedat-Kruse ikilisini kilitleyen savunma oyununa da hakkını teslim etme şansımız olurdu.

Hemen her takımın ezberledi, klişeleşti: “Fenerbahçe kanatlarda zayıf, merkezde Kruse’ye top gelmesini engelleyerek durdurulabilir”. Her klişe içinde mutlak doğruluk barındırır...

Rizespor istediğini yaptı, Fenerbahçe’nin merkezini ve Kruse’yi, içeri kat ederek oynayan Tolga’yı, beraberinde Vedat’ı etkisizleştirdi. İsmail Kartal’ın hesaba katmadığı 2 ihtimal vardı.

Birincisi, merkezi kilitlemek Ozan Tufan’ı tutmaya yetmiyor... Bildiğimiz ve tanıdığımız Ozan Tufan’ın çok ötesinde, Emre Belözoğlu’ndan özel ders aldıkça fizik kapasitesine akıl ekleyerek iyiden iyiye başa çıkılmaz bir oyuncuya dönüşüyor. Pas opsiyonlarını kapatırsanız yenilerini yaratıyor, yaratamıyorsa kendi başına topla hareket ediyor. Emre’yi klonlamayı başaramamış olabiliriz ama Emre kendisinden çok daha donanımlı bir orta saha yetiştiriyor...

İkincisi Deniz Türüç’ün beklenmeyen kanat performansı farkı yarattı. Modern futbolda kanat oyuncuları beklerle beraber ikili oyunlar kurarak ilerlerler, Fenerbahçe’nin sezon başından bu yana bek performansı, üst sıralardaki en kötüsüydü. Deniz Türüç, rakibin “Fenerbahçe’nin çalışmayan kanatları” ezberinden de beslenerek yeterli önlem alınmayan çizgiyi çok akıllıca kullandı. Serbest vuruştan attığı golün şıklığı bir yana, yardımlaşacak arkadaşlarını bulamadığında bile akıl yürütüp en azından topu ve tempoyu Fenerbahçe’de tutan isim oldu.

Çaykur Rizespor maçı Fenerbahçe’nin iyi oyunla değil ama etkili bireysel yeteneklerle kazandığı bir maç oldu.

BİR TOP DA SOĞUĞA VERİN!

Profesyonel futbol izleyiciliğimde hiç unutamadığım maçlar vardır, değişik nedenlerle... Sivasspor’un Göztepe karşılaşması da o maçlardan biriydi.

Televizyon ekranından soğuğun içeriye dolduğu maç ilk defa gördüm.

Geçtiğimiz sezonlarda Erzurum’dan, Kayseri’den, yine Sivas’tan kar altında oynanan maçlar hatırlarız, bunlar gerçekten çok soğuk iklimler ki 2 derece de Sivas için soğuk sınıfına girmez, sıfırın ne kadar altına inebiliyorsa o kadar inebilir gökyüzü bu coğrafyada... Ancak gerçekten soğuğun, karın, iklimin, kışın sahaya indiği, futbola burnunu soktuğu bir öğlen maçıydı. Öyle ki, maçı izlerken “soğuğa da bir top verin, o da oynasın” dedirtti.

İzmir’den kalkıp gelen, dolayısıyla bu hava durumuna hiç alışık olmayan Göztepe’nin, ligin lideri Sivasspor’a karşı gösterdiği direnç saygıyla anılmalıdır.

Liderin Fatih-Hakan-Mert Hakan üçlüsüne kavuşmasıyla orta sahayı buldozer gibi geçişlerine rağmen Göztepe merkezi belki en zor geçilen rakiplerden biri olmayı başardılar.

Daha mantıklı bir havada, insani şartlarda bu maç gerçekten çok keyifli bir futbol gösterisi olacaktı. Ne yazık ki Sivas’ın üzerine romanlar, şiirler yazılan acımasız kış şartları müsaade etmedi. Golü atanın elinde kalacağı, golü atanın da Sivas olacağı, dolayısıyla henüz ortasında katili tahmin ettiğimiz polisiye filmlerden birine dönüştü.

Aynı maçın İzmir versiyonu 4 ay sonra oynanacak, elbette o tarihe kadar burası Süper Lig her şey olur, ama yine de biletleri şimdiden alacak kadar hayal kurabiliyorum hala...

 

İyi yıllar, umutla ve mutlulukla karşılayın 2020’yi, sevdiklerinizle birlikte...

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya