SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

PANORAMA: Her şeyi "1" ile özetleyebilir misiniz?

Bu haftanın panoromasında en zor yazı Galatasaray'dı. Tek bir son saniye golü maçın tüm hikayesini de yorumlarını da okuma şeklimizi de değiştirdi.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Her şeyi "1" ile özetleyebilir misiniz?

İKİ KANAT, 1 CANER!

Beşiktaş taraftarlarının yıllar önce kullandıkları bir söz vardı; "Kartal kanatlarıyla uçar, Beşiktaş'ın kanatları çalışmak zorundadır." Göztepe maçını izlerken aklıma bu eski cümle geldi...

Beşiktaş oyun ve pas temposu sorununu Göztepe'ye karşı basit bir fikirleçözdü. Oyunu çizgileregenişletip kanat ve beklerle beraber hücumlarla evindeki sezonun ilk maçında sonucu almayı başardı. Bir kanatta Schwechlen ve Yasin, diğerinda Gassama ve Serdar Gürler'in olduğu takımın yan koridorlarda yavaş kalma ihtmali üzerine oynadı Abdullah Avcı, kazandı. Göztepe'nin çizgi zaafiyeti sayesinde Beşiktaşlı futbolcular buldukları her fırsatı kanat koridorlarına açılıp ortaya çevirerek değerlendirdiler. Ljajic’in golü bile kanada açıldığında geldi. Beşiktaş'ın en çok eleştirilen isimlerinden Lens'in çalışkan görüntüsünün altında da bunlar yatıyor. 4141 dizilişiyle oyun yataya genişlediğinde, Dorukhan’ın yokluğu dezavantaj olmaktan çıktı,Oğuzhan'ı ise daha etkili bir pas istasyonuna çevirdi. Al-verlerde basitlik, derli toplu görüntü, hep ileriyi düşünen takımın pas hatalarını kamufle etti.

Maç3-0’dan sonra Göztepe’ye geçtiğinde ise Beşiktaş'ın oyun sinyalleri iyi değildi. Göztepe, verimsiz ve erken gol vuruşu denemeleri yüzünden pozisyon harcamasa çok farklı bir sonuç ortaya çıkabilirdi, başka bir yazı okuyor olurduk. Avcı'nın rakibi kendi kalesine bu kadar çok yaklaştırmadan orta sahada tutabilmesi gerekiyor. Beşiktaş'ın Vida ve Victor Ruiz ikilisinin uyumu ve yerindemüdahaleleriyle hayatta kaldığını söylesem abartmış olur muyum? Teşbihte hata olmaz...

Göztepe karşısındaki Beşiktaş'ın geleceğe dair en umut vaadeden görüntüsü ise paslaşmalarda hızınartmaya başlaması ama hala tempoyu tutturmada sıkıntı yaşanıyor. Tempo oluştuğunda zaten etkili pozisyona dönüyor.

Son paragraf ise Caner Erkin'e dair birkaç kelam ile bitsin... "Yaş sadece bir rakamdır" der İbrahimoviç, Caner için de öyle... Sinirini, stresini, bazen kolay zapt edilememesini bir tarafa koyalım, 1 gol 1 asist istatistiğini diğer tarafa, tam ortalarına da top Caner'e geldiğinde takım arkadaşlarının ve Beşiktaş taraftarlarının güvenini yerleştirelim; şimdi resim tam oldu işte...

HER MEVKİYE 1 ORTA SAHA

Okan Buruk takımlarına karşı baskı kurmak zordur, ani çıkışları yapacak doğru boşlukları öngörerek oynatır hoca. Çok çabuk hızlanan, kolay kapanmayan, akıllıca sahaya yayılan ve az adamla çok hücum deneyen, geçen sezonun Çaykur Rizespor'u ile bu sezonun Başakşehir'i arasındaki en büyük fark bireysel yetenekler... Fenerbahçe'yi en fazla zorlama ihtimali olan rakiplerden biri olan Başakşehir'in karşılaşmayı savaşmadan kaybetmediğinin altını çizerek başlayalım.

Ardından da kadro eleştirisiyle devam edelim... Zanka'nın yanında Jailson stoper, Murat Sağlam kulübede ve onun yerine Ozan Tufan oynuyor, sahanın en kötüsü Rodriguez'e 55 dakika tahammül edip ondan sonra ancak Ferdi Kadıoğlu giriyor.

Fenerbahçe'yi sezon öncesi sürekli olarak "orta saha kalabalık ama rotasyonda alternatifsiz bölgeler var" diyerek eleştiriyordum. Sarı lacivertliler Başakşehir karşısında 55'te Rodriguez yerine Ferdi, 73'te Deniz Türüç yerine Zajc girdiğinde (defansif ve ofansif olmak üzere; Jailson, Ozan, Emre, Tolga da ilk 11'deydi) tam 6 orta saha oyuncusu ile oynadı. Bu iki kanat oyuncusunun da yeni transferler olduklarının altını çizelim. Çok severim, kadro mühendisliği ifadesini, Fenerbahçe'nin işte en büyük eksikliği... Her bölgede oynatacak bir orta saha oyuncunuzun olması, onlardan orta sahada yararlanma şansınızı elinizden alır, bereket sayıdan değil, verimlilikten gelir.

İki takım da oyunun kontrolünü ele geçiremedi. Orta sahaların çok kolay geçildiği, iki tarafın da set hücumu kurmakta zorlandığı bir karşılaşma olunca, izlemesi keyifli oldu. Başakşehir'in sağlam takım savunması yapan bir kadroya sahip olması, Visca ve Elia’nın sürpriz hızlı koşularıylaFenerbahçe'yi dengesiz yakalayabilmesine fırsat tanıdı. Ofsayttan sayılmayan gol güzel bir örnekti. Mert Günok'un asistinde Crivelli'nin golü ise emsalsizdi; en güzel kaleci asist yapan kalecidir diye yeni bir futbol atasözü yaratmamıza vesile oldu...

Fenerbahçe kanatlardan kısa paslarla rakibin dengesini bozarak ileri giderken geride bıraktığı boşlukları Zanka ve Ozan Tufan'ın temizlemesi, Başakşehir'in bireysel yeteneklerini boşa çıkardı. Maçla ilgili diğer notlarım; Muriqi'in golü, Muriqi'in direkten topu, Muriqi'in ofsayttan sayılmayan golü diye uzayıp gidiyor. Bu arada, aklıma gelmişken, "Vedat Muriqi şampiyonluk adayları için yeterli midir" diye bir soru sormamıştık değil mi transferi konuşulurken... Ben de öyle düşünmüştüm zaten!

BU BİR YENİ MALATYASPOR YAZISIDIR

Sergen Yalçın'ın futbolcuğu muhteşem bir hikayeydi, teknik direktörlüğü ise roman olacak... Bana bu cümleyi Avrupa Ligi eleme turlarında söyletmişti, lig başladıktan sonra da Yeni Malatya'ya oynattığı oyunu izlerken işte o romandan bir sayfa okuyorum.

Sergen Yalçın'a sorunca, "öyle taktik falan bizim dilimize yakışmaz" der ya hani, hoca konuşmuyor, yapıyor... Trabzonspor boş alana ihtiyacı olan bir takım, Yeni MalatyasporTrabzonspor’u merkeze sıkıştırarak gücünü minimize etti.Topu kullanmalarına izin vermeyen yakın savunma ile adeta Trabzonluların ayaklarında topları topladılar. 442 dizilişinin getirdiği yatay hücum dengesini kurmalarına izin vermediler.

Bu kadar geniş alana yayılıp da yine de sahada tek bir boş kare bırakmamak Sergen Yalçın’ın imzası oldu. Kanatlardan ortaya ve tekrar kanatlara açılan, rakip sanki sahada değilmiş gibi tüm pres ve marke çabalarına rağmen topu doğru şekilde kontrol edebilmek çok az takımın bu kadar kısa sürede öğrenebileceği bir şey. Temel problem ise Bifouma, Guilherme'nin adapte olduğu gibi bazı futbolcuların hala hocanın istediklerini sahaya yansıtamaması. Trabzonspor'un en büyük şansı, ligin 2. haftasında Malatya'dan 3 puanı kapmak oldu.

Yeni Malatyaspor'un defolarını ortaya çıkartan Sosa'nın zekası ve Abdülkadir Ömür'ün yetenek kartelası oldu. Abdülkadir için artık daha geniş konuşmak gerekiyor; hızlandığında onu durdurabilecek oyuncuları Avrupa'da 40-50 milyona ancak bulursunuz. Boş da koşmuyor, zekasıyla koşuyor ki bu da onu asıl zapt edilemez yapan şey... Abdülkadir Ömür, boyundan da yaşından da büyük oynuyor... 1 sezon daha Trabzon'da kalması bu sezon yönetimin ve Ünal Karaman'ın aldığı en doğru karar olsa gerek.

Yazıyı kiminle kapatsam derken, aklıma geldi; Obi Mikel’in hayaletine çarparak gol olan pozisyonlar diye defter tutmaya başlamadan sorayım, bilen var mıdır, Obi Mikel'in kendisi ne zaman gelecek?

1 GOL HER ŞEYDİR

Bu haftanın panoromasında en zor yazı Galatasaray'dı. Tek bir son saniye golü maçın tüm hikayesini de yorumlarını da okuma şeklimizi de değiştirdi. Sonucun her şey olduğu futbol dünyasında Galatasaray-Konyaspor maçını şekillendiren de o son gol oldu. 95 dakikayı 96. dakika değiştirdi işte... 1 gol her şeydir futbolda...

Kırmızı karttan ve sonuçtan bağımsız başlayayım. Seri ve Nzonzi ikilisi Galatasaray'ın pas dengesini kurmuştu. Ancak Seri’nin hücuma yönelik pasları etkisiz kaldı, çok top kaybı yaptı ama daha önemisi yaratıcılık ekslikliğiydi. Feghouli tüm çabalarına rağmen Belhanda'nın yerini dolduramadı. Belhanda'yı en çok eleştirenlerden biri olmama rağmen eksikliğinin de bu kadar doldurulamaz olduğu gerçeğini konuşmak gerekiyor.

Ne kadar eleştirilse deEmre Mor'un çalışkanlığı kıymetli, sorun ise bireysel olarak yapabildiklerini takım oyununa çevirememesi. Diagne yine marke sendromu geçirdi, tepesinde iki savunmacıyla altı pasa gömüldüğünde ne kadar verimsiz olduğunu bile bile açılmak ya da kurtulmak için çaba göstermemesi ayrı, ikinci yarı başında kale çizgisinde önünden geçen topa vuramaması tamamen konsatrasyon eksikliği... Duran top ve yan topta savunma sorunlarını çözmüş olsa da Galatasaray'ı kurtaracak tek golün Feghouli'den de Emre Mor'dan da Diagne'den de gelmemesi sonucun doğal nedeniydi. Tek bir gol her şeyi değiştirecekti, bu defa ev sahibi adına...

İşte tam bu noktada, beraberliği kurtaran tarafa hakkını verelim: Galatasaray üzerine çekip ceza sahasına yığılmak Konyaspor'un temel oyun planıydı. Aykut Kocaman, savunmasına güvendi, bunu avantajına çevirecek hızlı ataklar aradı. Ne kadar kapanmış görüntüsü verseler de hem kanatlarda ve hem orta sahada birer adamı hücum ihtimaliyle ileride bıraktılar. Seri'nin kırmızısıyla 10 kişi kalan Galatasaray'ın çekilme içgüdüsü pahalıya patladı. Jens Jonsson'un 96'daki golü sadece finali değil, hikayenin kendisini de değiştirdi. Çünkü futbol böyle bir oyun!

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya