SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Tek bir oyuncu her şeyi değiştirebilir mi?

Didem Dilmen, Süper Lig'de 21. haftanın panoramasını yazdı, en iyi gol en iyi asist ve fark yaratan değişikliği seçti.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Tek bir oyuncu her şeyi değiştirebilir mi?

Ne kadar lig maratonu görsek, hangisinde nasıl sürprizlere ve her şeyin bir anda değiştiği kritik dönemeçlere tanık olsak, yine de öğrenmiyoruz.

Yine devre arasında şampiyon ilan ediyoruz, yine bazı takımların işinin bittiğini savunuyoruz.

Ben demiştim deme fırsatını kaçırmamaya mı çalışıyoruz yoksa?

SİVAS AYNI, RAKİPLER DEĞİL!

Beinsports’ta maçı anlatan sevgili Ali Okancı, Sivasspor-Başakşehir karşılaşmasının yayını sırasında bir detay verdi, kıymetliydi...

Sivasspor’un Süper Lig’in ilk devresine nasıl başladıysa, ikinci devreye de çok benzer bir başlangıç yaptığını, aynı puanı topladığını söyledi.

Beşiktaş, 2 maç galibiyet. Çaykur Rizespor 1 mağlubiyet 1 beraberlik. Gaziantep FK 1 beraberlik 1 mağlubiyet. Başakşehir 2 beraberlik.

İlk devrenin 4. haftasında 5 puan; ikinci devrenin 4. haftasında 5 puan.

Aynı başlangıç, aynı puan performansı.

Öte yandan bu defa lige kötü başlayıp ardı ardına puan kaybeden rakipler yerine transferlerle ve hatta teknik direktör değişiklikleri ile eksiklerini kapatmış, yenilenmiş ve koşmaya hazır, hatta maratonun son kilometresinin nasıl koşulacağını da iyi bilen rakipler var.

TEK BİR OYUNCU

Sivasspor’un önümüzdeki hafta rakibi Trabzonspor, maçın gidişatı ve akışı her ne olursa olsun kazanma alışkanlığı geliştirmiş bir takım. 15. haftada Denizlispor maçından bu yana üst üste 5 galibiyet elde ettiler, 17 gol attılar, 1 maçları eksik (Yeni Malatyaspor) ve ikinci sıradalar.

Her şartta çözüm geliştirebilen, bireysel yetenekleri açısından ligin en yüksek takımı.

Kimi tutsanız bir diğerinin boşta kalmasını engelleyemiyorsunuz.

Sosa’nın etrafına kurulan takımı bu kadar güçlü yapan birkaç neden var.

Öncelikle, Hüseyin Çimşir, Ünal Karaman’ın ardından göreve gelirken var olan oyun yapısını ve alışkanlıkları değiştirmeyerek çok doğru bir karar verdi. Cuma akşamı Cüneyt Kaşeler’le Lig Radyo yayındaki sohbetimizde, Ünal Karaman hiç gitmiş gibi değil, diye konuşmuştuk. Tıpkı Conte sonrası Allegri’nin Juventus’ta “burası benim takımım şimdi şöyle yapıyoruz” deyip, iyi giden takımı yıkıp yerine kendi kalesini inşaa etmeye kalkmaması gibi, Hüseyin Çimşir de her şeyin olduğu gibi kalmasına izin verdi.

Öte yandan küçük dokunuşlarını da yapmaya başladı. Öncelikle gol yeme sorununu çözerek işe başladı. Obi’yi stoperlerin önüne çekti, orada fazla kalabalığa gerek duymadı, savunmanın yarı yükünü orta saha ve merkeze verdi. N’Diaye transferi belki ligin tüm kaderini değiştiren hamle oldu; oyunu savunmadan hücuma, hücumdan savunmaya taşıma yükünü Sosa’nın üzerinden aldı, rakibi Obi’den önce karşılayarak geçiş yollarını kapattı. N’Diaye sayesinde Sosa’nın hücumu kurgulamaya fırsatı oluyor, Nwakaeme kanatta daha fazla boş alan buluyor ve Sörlöth’le ikili oyunları da pozisyon ve gol sayısını artırıyor.

Tek bir oyuncunun takıma doğru monte edilmesi, oyunun genelindeki hemen her aksaklığı çözer mi? Çözüyor...

EMRE AKBABA

Galatasaray da tıpkı Trabzonspor gibi, oyunun aksayan yapısını dışarıdan müdahale ile çözdü, transferi kulübün revirinden yaptı...

Galatasaray’da ligin ilk devresindeki en büyük sorun, oyun planının işlerliğinin olmamasıydı. Fatih Terim bir planla çıkıyordu, 15 dakika sonra kenardan müdahale ile yeni plana geçmek zorunda kalıyordu, devre arasında yine plan değişiyordu, 60’da bir kez daha...

Temel sorun şuydu, planın uygulamasını saha içinde yapacak ve yaptıracak olan oyuncuya, Belhanda’ya maç içerisinde ulaşılamıyordu. Kanatlar da çalışmayınca bekler üzerinden hücum planı işlemiyordu.

Fatih Terim’in hücumu beklerden başlar, çizgi üzerinden giderler ve bu sırada merkezdeki iki oyuncudan biri (Lemina ve Seri) kenara yaklaşır, rakip savunma bir tarafa yığılacağından ikinci kanat boş kalır, Galatasaray hücumu iki çizgiye yayılan çizgi halinde ikinci bölgeye yerleşir, savunma arkasına atılan toplarla golü bulur.

Bu o denli ezber bir oyun ki son 3 sezondur gözünüzü kapattığınızda bile görebilirsiniz.

Tüm bu hücum kurgusunda hiç Belhanda’nın adı geçmemişken, nasıl olur da işlemediğinde parmakla gösterebiliyoruz?

Şimdi aynı oyunu gözünüzü kapatıp bir kez daha oynatın, oyunun yönünü ve merkezin yerleşimini belirleyen, savunma arasındaki açıkları kullanan, rakibin dengesini bozan, etrafındaki dişlilerin hareketi sağlayan ana dişliyi, yani Emre Akbaba’yı göreceksiniz...

MİKROFONLARIMIZ SERGEN YALÇIN’DA

Galatasaray ve Trabzonspor için anlattıklarımız Beşiktaş için de geçerli değil mi? Bir farkla, futbolcu ile değil hoca ile yaptılar...

Öncelikle şunu söyleyerek başlayalım, gücenmece yok, Beşiktaş Sergen Yalçın ile çıktığı ilk maçında Çaykur Rizespor’u yendi ama dağınık, yorgun, nefessiz görünüyordu, rakibi de kendisinden çok daha iyi bir oyun ortaya koymuştu.

Gaziantep FK maçının ilk yarısında da benzer bir durum vardı, bu defa mücadele ve savaşma fikrinin daha yukarıda olduğu kesindi ama dağınıklık çözülmemişti.

Sergen Yalçın, devre arasında Ljajic’e tanıdığı sürenin sonuna geldiğine karar verip Boateng’i sahaya sürdü. Ve Boateng, kendinin daha sonra söylediği gibi 10 numara değil, (aslında artık 10 numara diye bir tanım da kalmadı, merkez oyun kurucu diyelim) Boateng çok yönlü bir hücum oyuncusu, santrfor kökenli forvet arkası, merkezin tamamını kullanabilen bir oyuncu. Stil olarak geride beklemeyi ve oyunu yönlendirmeyi değil aksiyonun merkezinde olmayı tercih eden bir karakter.

Çok uzun anlattık, daha kısa bir yolu var...

Boateng Beşiktaş’ın yeni Talisca’sı!

Ancak bunun için elbette mikrofonlarımızı Sergen Yalçın’a çevireceğiz, çünkü rakiplerinin “getir koy işlesin” şansı Beşiktaş’ta yok.

Sergen Yalçın’ın Boateng’i eklemesi yetmiyor. Elindeki kanatlar çalışmıyor, Atiba-Elneny ikilisi karşılama-atak dengesini kuramıyor, Boateng’in etrafında takımın yeniden kurulması, görevlerin baştan dağıtılması gerekiyor.

Sergen Yalçın’ın teknik direktörlük kariyerinde hiç zamana ihtiyacı olmadı, istediğini en kısa zamanda sahaya kurabilir, yani öngördüğümüz Beşiktaş’ı Başakşehir karşısında bu hafta izlersek şaşırmayın...

KURAL DEĞİL REZALET

Panoramamız bu hafta da bol futbollu gidiyordu, ne güzeldi, taktik konuşuyorduk, futbol topunun dışına çıkmıyorduk, güzel bir hayatımız vardı.

Fenerbahçe-Alanyaspor maçı bu haftanın en büyük hayal kırıklığıydı...

Futbolu oynamaktan bu kadar keyif alan, oynamak isteyen iki takımın maçını izleyeceğimizi düşünürken hakemin bu denli müdahil olmasını akıl almıyor. Hakemlik bu değil, gerçekten iyi bir hakemin sahada olduğunu bile anlamazsınız, eğer maç boyunca futbolcular kadar hakemin adını geçiyorsa, ortada çok büyük bir sorun var demektir.

Bir hakemin performansını anlamanın tek yolu budur, tüm o tartışmalara ve açıklamalara gelmeden, 90 dakika bittiğinde kendinize sorun, hakemin adı ne? Cevabı düşünmeden verebiliyorsanız, bu hakemlik değil maçı “yönetmek”tir, hakemler maçları “yönetmez”ler!

Asıl sinir bozucu olan olay ise elbette Altay’ın kurtardığı penaltının tekrar edilmesiydi, tıpkı Göztepe maçında olduğu gibi, kalecinin ayağı çizgide kuralı.

Dünya futbol tarihi “kalecinin ayağı çizgide” kuralı kadar büyük bir rezalet görmedi!

Kaleci penaltı vuruşu sırasında topu mu ve oyuncuyu mu izleyecek, hangi köşeye atlayacağını mı hesaplayacak yoksa ayağın yerine mi dikkat edecek?

Daha beteri var! Altay Bayındır’ın kurtardığı penaltı neden tekrar ediliyor? Altay kurtardığı için! Gol olduğunda kalecinin ayağına bakmıyor kural, kurtardığı için bakıyor!

Kural değil, rezalet!

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya