SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Alkışlar Orkestraya...

Süper Lig'de 22. hafta liderin değişmesine sahne olurken Fenerbahçe ve Beşiktaş için mağlubiyetle bitti, Galatasaray ise zorlandı.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Alkışlar Orkestraya...

Süper Lig’de bir kez daha lider değişti. Trabzonspor, evinde Sivasspor’u 2-1 mağlup etti ve koltuğun yeni sahibi oldu. Beşiktaş, Başakşehir’e ve Fenerbahçe Ankaragücü’ne mağlup oldu, Alanyaspor ise evinde Gençlerbirliği’ne 1-0 kaybetti. Galatasaray zorlansa da Yeni Malatyaspor’a karşı puan bırakmadı. Puan tablosunun tepesi karıştı, lider eksik maçını beklemeye başladı.

Süper Lig’de 22. haftanın panoraması oldukça heyecanlı bir hikaye yazdı.

AKILLI YARATICILIK

Trabzonspor, 16. haftadan beri kaybetmiyordu, Sivasspor ise seriyi zaten bozmuştu ve sadece sonuçlarla değil, oyun olarak da kan kaybediyordu.

Haftaya başlarken, 9 DETAY’da Trabzonspor’un oynadığı maçların %80’inde ilk golü atan taraf olduğunu konuşmuştuk, ev sahibinin 1-0’a erken getirme ihtimali neredeyse bankoya yakındı.

Olası senaryoda, kalesinde gol gören Sivasspor’un telaşa kapılmasını da maçı iyiden iyiye Trabzonspor’a yazacaktı, hemen her şey tahmin edildiği gibi oldu.

Trabzonspor ilk golü attı, Sivasspor paniğe kapıldı, o dakikadan sonra maç kaybetmek istemeyen takım ile kazanmak isteyen takımın mücadelesine dönüştü.

Sivasspor’un sakin ve oyunu kontrol eden görüntüsünü, en son Beşiktaş maçında gördük ve o tarihten bu yana da eksik oyuncu sorunlarını çözemiyor olmalarının da büyük katkısıyla oyun gücünü kaybetmeye başladılar. Maça zaten eksik başlıyorsunuz, maç içinde daha da eksiliyorsunuz. Zaten 1 oyun planı olan mütevazi takımlar için bunlar ölümcül darbeler.

Trabzonspor ise liderliği sonuna kadar hak eden futboluyla zorlu rakipleri birer birer geçiyor. Oyunun merkezindeki 3 oyuncusu; Sosa, N’Diaye, Obi Mikel çevrelerindeki oyunu iki yönlü olarak yönlendiriyorlar. Aralarındaki iş bölümü, durduran, taşıyan ve yaratan olarak net ve temiz.

Hüseyin Çimşir’in gelişinden bu yana “iyileşen” savunma yaraları da aslında bu üçlünün oyunu savunmadan hücuma, hücumdan savunmaya taşırkenki akıllı yaratıcılıkları.

Bu sayfalarda sayfalarca Sörlöth övebiliriz, çünkü şarkıyı söylemek ona kalıyor. Şarkı bittiğinde alkışı müziği yapan orkestra alıyor.

ALARM ZİLLERİ

Galatasaray’ın son 5 maçında çok benzer bir resim vardı: Oyunu kontrol eden, tempoyu belirleyen, her vites yükselttiğinde kolayca rakip kaleye giden, girdiği her iki-üç pozisyondan birinde golü bulan bir Galatasaray.

Emre Akbaba’nın dönmesi, Linnes’in yeniden katılması, Seri ve Lemina ikilisinin uyumu yakalaması, Adem Büyük’ün son vuruşlarda yüksek başarısı, saha içinde kurulan taktiksel disiplin gibi çok sayıda nedeni olan bir değişimin sonucuydu.

Ancak ortada ciddi bir alarm da kuruluydu; arada bu denli güç farkı olan rakiplerle oynanan maçlar, özellikle zorluk seviyesi yüksek maçlar için rehavet tehlikesi yaratır, tek kayıpla bir anda tüm rüzgar tersine dönebilir.

Yeni Malatyaspor maçının, önceki 5 maçtan farklı olmasını beklememekte haksız mıydık? Hocası ve hücum hattı, beraberinde oyun felsefesi de değişmiş olan misafirin son maçlarındaki performansı da “isteyip de yapamadıkları” bir film gösterimi gibiydi.

Ancak hiç öyle olmadı, Galatasaray son haftalarda en fazla zorlandığı rakibine karşı oynadı.

Daha henüz ilk düdükle beraber rakibini kendi kalesinin önünde görmek, savunma güvenliği ışıklarının yanmasına neden oldu ama Galatasaray’la ilgili en büyük sıkıntılardan biri bu; savunma güvenliği diye bir şey yok!

Sarı kırmızılıların rakibi orta sahada durduran, duvardan sekmiş gibi yeniden hücuma çıkan, rakibi istediği gibi yönlendiren ana hücum planı aynı zamanda savunmasıdır. Geriye sarkarak, savunma arkasına atılan hızlı toplarla rakibin şansı her zaman vardır, o dakikada da Donk-Marcao-Muslera kendi başlarının çaresine bakarlar.

Yeni Malatyaspor karşısında ise değil orta sahayı tutmak, rakibinin defalarca üst üste paslarla ve neredeyse tüm sahayı geçerek kendi kale önüne kadar gelmesine engel olamadı. Kontrol edemediği oyunu kendi lehine çevirmenin tek yolu, golü bulmaktı, penaltı dışında kaleyi de geçemedi.

Galatasaray, Yeni Malatyaspor karşısında puan kaybetmedi ama asıl önemlisi alarm zillerinin çaldığını duyabildi mi?

3 MAÇLIK FATURA

Fenerbahçe’yi tek başına Ankaragücü mağlubiyeti üzerinden konuşarak değerlendirmek çok doğru bir strateji olmayacak. Sarı lacivertlilerde asıl soru, Gaziantep ve Başakşehir maçlarında performansın nereye gittiği, cevap da 3 maçtır galip gelememe serisinin bir yerlerinde...

Başakşehir’e karşı kendi evinde rakibi sürklase ederek alınan galibiyetin ardından önce Trabzonspor, ardından Alanyaspor ve son olarak Ankaragücü’ne karşı 2 mağlubiyet 1 beraberlik geldi.

Bu 3 maçta da topa daha fazla sahip olan Fenerbahçe’ydi, hatta ve hatta Ankaragücü’ne karşı %75 topa sahip olma oranı ile sezon rekoru kırıldı. 3 maçta da rakibinden daha fazla şut çekti, bu şutlarda daha fazla isabet oranı yakaladı. Kaybedilen puanların kulübe ve takıma maliyeti ortada. Hele ki geçen sezonun ardından, kimsenin böyle bir tahammülü olmak zorunda değil.

Öte yandan bu duygusallık hali sorunun gerçek nedenini görmeye engel oluyor sanki...

3 maçı gözünüzün önüne getirin, 3’ünde de kötü oynamadı Fenerbahçe, hücumdaki üretkenliği de ortadaydı. Ancak kabul edelim, ürettiği ataklar rakipleri için savuşturulamaz değildi. Fenerbahçe’nin aşağı yukarı ne fikir ve planla çıkacağını bu kadar iyi tahmin edebilmeleri, rakiplerinin işini bu kadar kolaylaştırmamalı.

Son 3 maçta Ersun Yanal, birbiriyle hemen hemen aynı kadrolarla sahaya çıktı. Isla ve Dirar’ı bekten kanada kadar tüm hattı kullanmakla görevlendirdi: İleriye 1 orijinal kanat (ya Rodriguez ya Deniz Türüç) bir iç orta saha (Tolga Ciğerci) ile Max Kruse’yi sağ ve soldan destekleme görevi, arkada iki geri oyun kurucu olan Emre/Ozan ve Luiz Gustavo.

Ve 3 maçta da çalışmayan kanat sorunu, orta sahaya sıkışan oyunla beraber Vedat ile Kruse’nin ikili ceza sahası oyunlarına mahkum bir Fenerbahçe.

Savunma oynayarak Fenerbahçe’ye karşı puan kazanan hatta galibiyet alan (Kayserispor ve Antalyaspor’un ardından) 3. takım oldu Ankaragücü.

Top rakipte oyununu en iyi oynayan takımlardan biri, hatta benzer taktikle hem Galatasaray’dan hem Beşiktaş’tan beraberlik almayı başarmış, oynarsa değil rakibin hatasını beklerse kazanma ihtimali olduğunu bilen Ankaragücü’ne karşı 2-0’lık mağlubiyet şaşırtıcı değil.

Öte yandan galip gelememe serisi 3 maça çıktığında çözüm üretemeyen bir Fenerbahçe, asıl sorunun kendisidir.

SEN OLSAN NE YAPARDIN?

9 DETAY’da maç öncesinde konuşurken, iki takım arasındaki devasa mantalite farkından bahsetmiştik. Duygularıyla oynayan ve en büyük kuvvetini kenardan alan Beşiktaş ile son teknoloji ürünü syborg futbolu oynayan Başakşehir.

İnsan vs Makine...

Bu makine, Fenerbahçe gibi, yine duygusal nitelikleri ağır basan, yine en büyük kuvvetini evinden ve kenardan alan Fenerbahçe’ye karşı adeta sürklase olmuştu. Hiçbir oyun fikrini gerçekleştirememiş, ezbere bildiği Kruse-Vedat oyunlarını durduramamış, maçın hiçbir anını kontrol edememişti. Sonuç mağlubiyet olsa da sadece skor olarak değil, oyun olarak da yenilmişti.

Hemen 1 hafta aradan sonra bu kez Beşiktaş’a karşı sahaya çıkarken aslında tamamen aklını kullanmıştı, Fenerbahçe’den de ders çıkarmıştı.

Başakşehir, ligin ilk devresinde Galatasaray’ı da benzer şekilde yenmişti; karşıla ve eli boş gönder, her başarısız atakta sinirleri bozulacak, gittikçe de daha fazla doğru düşünme yeteneğini kaybedecek. Bir yerden sonra savunma güvenliği tamamen ortadan kalktığında, az adamla kolay gol bulabilirsin.

Tıpkı Sergen Yalçın’ın çalıştırdığı Yeni Malatyaspor’un Vodafone Park’ta Beşiktaş’ı yendiği gibi...

Yeterince iyi savunma planları üretmediği için eleştirilen Sergen Yalçın, geçtiğimiz sezon Alanyaspor’un başında, 3 büyük takımı da adeta adım atacak yer bırakmayacak şekilde durdurmuştu. Başakşehir’e karşı kaybettikleri maçta da sorun savunmada değildi, nasıl olduysa Sergen Yalçın, kendisi Beşiktaş için kurduğu tuzağa düştü.

Bunu kenardan görebilmesi, nasıl karşı hamle üreteceğini bilmesini beklemez misiniz?

“Ben şimdi karşı tarafta olsam ne yapardım?”

Çünkü çok değil, belki 1 ay önce Beşiktaş’a karşı aynı şeyi yaparken, Abdullah Avcı’nın ne yapması gerekiyordu da yapmamıştı? Bunu en iyi Sergen Yalçın’ın biliyor olması gerekmez mi?

 

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya