SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

SÜPER LİG PANORAMA: Sessizliğe alışmak

Her şeye alışır mı insan? Peki biz seyircisizliğe nasıl bu kadar alışabiliyoruz? Süper Lig'de ilk haftanın değerlendirmesi ile PANORAMA yeni sezona başlıyor.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
SÜPER LİG PANORAMA: Sessizliğe alışmak

Hemen tüm takımlar için ortak bir söylemi paylaştırabiliriz: Kadrolar eksik, planlar yerleşmemiş ama hepsi iştahlı, aç, mücadeleci… Süper Lig’in bir önceki ile bir sonraki sezonu arasında bu kadar az zaman geçmişken oyuncuların bu arzulu futbolu, Süper Lig’severlerin yüzünde tebessüm bırakmış olsa gerek.

Seyircisizlik ise pandemi arasının aksine, bu defa “olağan” bir duruma dönüşmüş, atmosferin yoksunluğunda oyuncuların büyük bölümü futbola odaklanmıştı, takımların itici gücü bu defa topun ve galibiyetin kendisiydi.

Belki sessizliğe alışmak, belki taraftarın kameranın arkasında olduğunu bilmek… Bunu oyunculara sormak gerek…

BULUT’LARIN RENKLERİ

Fenerbahçe’nin üzerindeki tozların gittiğini, takımın iştahlı halinden bile görmek mümkündü. Ancak son iki sezondur çok çabuk kırılan, maç içerisinde bir anda küsen ve her şeyi bırakıp vazgeçen bir Fenerbahçe izlediğimizden, Erol Bulut belki de en fazla kırılma anlarına gösterecekti varlığını.

Orta sahada Deniz Türüç, Mame Thiam ve Ferdi Kadıoğlu üçlüsü topu ileriye, Frey’e aktarma niyetindeydi, sorun şu ki bunu nasıl yapacaklarına dair bir yaratıcılık yoktu. Bireysel ve teknik özellikler itibariyle yetenekli olmak, sıkışık ve baskılı savunma karşısında yeterli olmuyor. Çok koşmak, mücadele etmek de sonucu getirmiyor. O topu o savunmanın arasından nasıl geçireceksiniz.

Fenerbahçe’de orta sahada Zajc, Mehmet Ekici gibi oyuncuları geçen sezon yetersiz kaldıkları için eleştirmiş olsak da en azından Ozan Tufan, ilk yarıdaki sıkışıklığı çözebilirdi.

Oyuna girdikten sonra ise sahanın içi bir anda değişti. Sinan Gümüş, Enner Valencia ve Sosa ile birlikte Ozan Tufan o denli büyük bir fark yarattılar ki bir anda Çaykur Rizespor adeta sahadan silindi. Tüm kontrol sarı lacivertlilere geçti.

Erol Bulut, oyunu değiştirecek hamleyi doğru zamanda yaparak maçı kazandı. Santrfor transferinin tamamlanmasını bekliyorlar artık, daha renkli bir Fenerbahçe’nin sinyallerini izledik.

AKILLI ALAN

Kubilay’ın yaptığı penaltıyı Falcao’nun gole çevirmesiyle Galatasaray maça neredeyse 1-0 önde başladı.

Etkili olabilecek hücum oyuncuları kanat ağırlıklı olunca, Fatih Terim de yatay bir plan kurmuştu; Emre Kılınç, Omar ve Feghouli’nin çizgi üzerinden taşıdıkları toplarla pozisyon aradı.

İkinci plan ise Belhanda ve Arda Turan’lı, çift 10 numarayı geriden gelen Taylan’la desteklemek, rakip ceza sahasının girişini kapatmaktı. Kalabalığı engellemek için Arda kanatlara doğru alan değiştirirken Taylan yayın üzerine kadar geri çekildi, merkezden savunma arkasına ve özellikle Falcao’nun koşu yoluna derin toplar denedi. İkinci gol, kendisine atılmasını beklediği derin topu Emre Kılınç’ın önüne atan Falcao’nun asistiyle geldi.

İki hücum planlı Galatasaray’ın asıl güçlü yanı ise hızlı müdahale, yardımlaşma ve boş alana kaçarak pas alternatifi yaratan oyuncuların birbirlerini görebilmesiydi.

Bir başka deyişle, Galatasaraylı futbolculara birbirlerinin oldukları yere değil, olmaları gereken yere pas attılar, buna konum atmak da diyebiliriz, topun konumu attılar. Bunu nasıl savunabilirsiniz ki?

Üçüncü golde, Emre Kılınç’ın orta sahadan Feghouli’nin önüne bıraktığı topu, aldığı gibi Falcao’nun koşu yoluna bırakması, Galatasaray’ın genel görüntüsünü anlatmanın en kolay yolu olsa gerek.

Topu koşturan, takım arkadaşının olduğu yere değil gideceği yere pas veren, alanı akılla daraltan bir Galatasaray!

ÇOK PROBLEM

İlk 10 dakikada Trabzonspor, topla oynama oranında %78’i gördü. Tek paslarla, ayağında top tutmadan ve hızla ilerlemeyi hedefleyen Trabzonspor, buna rağmen Beşiktaş ceza sahasına giremedi.

Belki son 5-6 yıldır tüm karşılaşmalarında birbirlerine karşı açık oynamış, hücumu ve kazanmayı düşünmüş iki takımın, bu defa birbirlerini kilitleyen, alan daraltan oyunları, Trabzonspor’un kendi aralarında pas yaptığı ilk 25 dakika izletti.

Pandemi arasının ardından oynadığı 8 maçın tamamını hücumda oynayan Beşiktaş, ilk yarıda kendi sahasında bekledi ve Boyd’un golü bile tam bir pozisyon sayılmazdı; üstü altından küçük bir kesirdi ancak...

Rakibinin iki katından 38 fazla pas yapan Trabzonspor’da o kadarı bile yoktu.

Trabzon’da bir ilk yarı seyrettik ki matematik arka odada ağlıyordu.

İki takımın iki ayrı problemi vardı.

Trabzonspor, Sosa’nın ardından oyunun liderliğini üstlenebilecek bir oyuncu eksikliğini yaşıyordu, bireysel olarak çok yetenekli oyuncular olan Abdükadir Ömür, Flavio, Ekuban, Nwakaeme ne yapacaklarını biliyor olsalar da bunu nasıl yapacaklarına dair fikirleri yok gibiydi.

Beşiktaş’ınki ise genel bir düzensizlik ve organizasyonsuzluk sorunuydu. Oğuzhan veya Atiba gibi tek bir oyuncunun toparlayabileceğinin ötesinde, belki bir güven problemi hatta. Endişeli, hata yapmaktan korkan, sahanın her yerine ayak basıp eksikleri kapatan Burak Yılmaz eksikliğiydi.

Aslında her iki problemin de cevabı aynı; bir oyuncu bir takımın yarısı olur mu?

Öte yandan iki teknik adam arasındaki fark sonucu belirledi. Eksiğin yaratabileceği tehlikeyi PAOK maçında gören Sergen Yalçın, merkezi kalabalık tutmayı ve hücum için fırsatları bireysel yeteneklere ve duran top şanslarına yıktı.

Eddie Newton’un ise hamlesi yoktu, hamle yapabilecek oyuncusu yoktu ve Ekuban-Nwakaeme ikilisini Beşiktaş savunması içinden çıkarabilecek bir plan geliştiremedi. 3-0 olduktan sonra Ekuban’ı çıkarıp Edgar’ı almak ise anlamsızdı. Trabzonspor pas yapmaktan başka bir şey üretemedi.

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya