SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....

SÜPER LİG PANORAMA: Son nakarat

Kendimizi seyrediyoruz, biz neysek sokakta ve hayatta, futbolumuz da sahada öyle… 29. haftanın sonuna geldik, henüz ne şampiyonluk bitti ne de düşme mücadelesi…

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
SÜPER LİG PANORAMA: Son nakarat

Her ne kadar seveni de beğeneni de azdır ama Süper Lig ne altı ne de üstü hiç rahat durmayan, herkesin bir şey için mücadele ettiği bir macera. Kendimizi seyrediyoruz, biz neysek sokakta ve hayatta, futbolumuz da sahada öyle…

29. haftanın sonuna geldik, henüz ne şampiyonluk bitti ne de düşme mücadelesi…

Haftanın en büyük olayı, 3. sıradaki ve Avrupa bileti kovalayan Sivasspor’un, düşmemek için mücadele eden Kayserispor kadar motivasyon bulamamış olmasıydı. Zirveyi de dibi de karıştıran maçın hikayesini Mert Hakan’ın kaçırdığı penaltıya bağlamak ise vapurda karşı koltuktaki yolcunun gazetesindeki küçük yazıları okuyamamaya benzedi.

Sahi en son ne zaman vapura bindiniz?

SON NAKARAT

Beşiktaş taraftarlarının, Burak Yılmaz transfer olduğunda mesafeli yaklaşmalarını hatırlar mısınız? Şöyle demiştim; Burak takımı sırtlayıp golleri de sıralamaya başlayınca mesafeler de kalkar.

Üst ütse hem Konyaspor hem Denizlispor maçlarında Burak Yılmaz’ın rakip yarı sahanın tamamını domine etmesi, çok az futbolcunun başarabileceği bir etkiyi gösterebilmesi, sonlarına yaklaşan çok güzel bir şarkıyı dinlemek gibi geliyor.

Hani son kez yükselir müziğin orkestrası ve vokal artık daha güçlüdür, şarkının sözleri yükselirken artık şarkıcının da yaratıcılığı eklenir. İşte Burak Yılmaz hem orkestra, hem vokal hem de şarkıcının kendisi…

Kariyerinin en iyi performansı belki değil, daha da iyilerini görmüşüzdür ama kesinlikle sahayı, oyunu bu denli yönettiği, rakip savunmayı bile kontrolü altına alabildiği futbolunun olgunluk performansı saygı duyulası.

Sergen Yalçın’ın hücumda boğucu baskısının tamamlayıcısına olan ihtiyacı zaten Antalyaspor maçında ortadaydı. Burak, sadece Beşiktaş’ın değil, ülke futbolunun bile yedekleyemediği bir golcü, orası kesin. Ama yine de Burak’lı oyuna Burak’sız bir oyun da eklenmek durumunda.

Konyaspor’un Beşiktaş’ın hücum hattını karşılamakta çok zorlanmasını bekliyorduk, Konyaspor’un savunma arkasına sarkarak gol bulma ihtimali de yüksekti. Beşiktaş’ın karşısında hem Denizlispor hem Konyaspor, Antalyaspor 2 hafta önce ne yaptıysa aynısını denediler. Denizlispor 1 gol 2 pozisyon buldu, Konyaspor’un ise ilk 15 dakikadan sonra hiç şansı kalmadı.

10 kişi kaldıktan sonra 5 oyuncu değişikliği bile Bülent Korkmaz’ın takımını, Burak Yılmaz’lı hücumdan koruyamazdı.

MAHMURLUK

Sörlöth ilk golü attığında hep beraber çok gollü bir maç izleyeceğimizi düşündüysek, bunun nedeni biz değiliz; bunca haftadır izlediğimiz Trabzonspor.

Öncelikle haftanın en büyük yanılgısının hangisi olduğunu bulmamız gerekiyor; Trabzonspor’un etkisizliği mi yoksa Ankaragücü’nün oyunu mu?

Normalde, cümle şöyle kurulur: Ankaragücü’nün oyunu Trabzonspor’u etkisiz kıldı.

Bu maçı izlemiş olanlar katılacaklardır, bu defa hikaye böyle değil.

Trabzonspor, bu sezon hemen hiç görmediğimiz bir mahmurluktaydı. Takım bir türlü uyanmadı. Sosa dönmüş, N’diaye ortada, kanatlarda Abdülkadir Ömür ve Guilherme, Ankaragücü orta sahasını geçmekte çok zorlandılar. Yavaş kaldıkları gibi topla rakip kaleye gitme çabasına girince, sert Ankaragücü savunması için karşılanabilir bir takım haline geldiler.

Ankaragüçlü 7 futbolcu 8 sarı kart gördü ama Trabzonsporluların dripling ve çalım çabası bitmedi.

Bu kadar direnç gösterebileceğini beklemediğimiz Ankaragücü, Başakşehir’e karşı oynanan oyunun çok benzeriyle maça başladı, çok hareketliydiler. Penaltı olmasaydı gole cevap verebilirler miydi, belki eninde sonunda topu çizgiden geçirebilirlerdi ama ikinci golü yemeyecekleri çok belliydi.

Sadece Sosa’nın son serbest vuruşu; o gol olsaydı, bu yazı da “her şeye rağmen” diye biterdi.

EMRE ARAMAK

Emre Belözoğlu’nun, Fenerbahçe’ye önümüzdeki sezon için kendisi gibi bir oyuncu arıyor. Kayserispor ve Yeni Malatyaspor maçlarında gördüğümüz (Trabzonspor ve Kasımpaşa maçlarında göremediğimiz) gibi böyle bir oyuncu kadroda yok. Transfer ile aranıyor, o da daha tehlikeli…

Öncelikle kabul edelim, Emre Belözoğlu’nun hem teknik hem oyun zekasında futbolcu bulmak çok zor. Vadeden potansiyeller olabilir, isimleri sayılabilir, ancak siz onları takıma “Yeni Emre Belözoğlu” diye getirip formayı giydirirseniz, fişlerini de çekersiniz.

Emre, bugünkü futbolunun farkını yaratmak için 17 yaşında Hagi ile başladı, İtalya’ya gidip merkez orta saha savunmasını profesörlerinden özel dersle öğrendi, İngiltere’de “box-to-box” orta saha denemeleri yapılırken denekti. Geldi, Fenerbahçe’de oynadı, sonra İspanya’ya Atletico Madrid’e gidip hücumu geriden kurmanın ustası Simeone’yle çalıştı.

İzlediğiniz Emre Belözoğlu’nun yapabildikleri, bütün bir kariyeri boyunca eteklerinde topladıklarıdır. Dünyada da çok az futbolcunun sahip olabildiği bir kütüphanesi vardır.

Yeni Malatyaspor maçının Fenerbahçe adına asıl sorunu ise Emre Belözoğlu’nun maça girip oyunu değiştirmesi değil, Ozan Tufan’ın o girene kadar bu farkı yaratamamasıdır. Rakibin, 1-0 öne geçen Fenerbahçe’nin kalesinde 2 gol 1 de pozisyon bulabilmiş olmasıdır. 

Yeni Malatyaspor’da ise Hikmet Karaman’ın kenarda elindeki tüm silahları arka arkaya sahaya sürmesi, hele ki 10 kişi kalmışken, 2-1 de öne geçmesine rağmen o kırılganlıktan kurtulamayan takımına bulabileceği çareler tükeniyor.

8 ORTA SAHA

Koronavirüs öncesi Galatasaray’ı, geç de olsa Başakşehir maçında döndü. Aranın ardından oynanan maçlar arasında en coşkulu, en hareketli, en pozisyonlu ve gözümüzü alamadan izlediğimiz en zevkli futbol karşılaşmasıydı.

Fatih Terim’in elinde santrfor olmadan sahaya nasıl bir takım süreceği merak konusuydu.

Onyekuru ve Yunus Akgün’ü beklerken Fatih Hoca, Okan Buruk’a sürprizini, Emre Akbaba’yı ileriye göndererek yaptı. ,

Sarrachi ve Linnes dışında 10 oyuncunun 8’i orta sahaydı, mecburiyetten. Ancak bu dezavantajı avantaja çevirmeyi de başardı. Bu kadar tekniği yüksek bir kadroya karşı Başakşehirli oyuncular top yapamadılar, topu alamadılar ve kontrol maçın büyük bölümünde Galatasaray’daydı.

Tıpkı koronavirüs öncesinde olduğu gibi Galatasaray, top rakibindeyken bile oyunu kontrol eden taraftı, Başakşehir’in tek yapabileceği kale ve savunmanın zaaflarının üzerine oynamak olabilirdi.

Denediler, golü buldukları gibi çok net pozisyonlar da yakaladılar. Ama mağlubiyete ramak kalmıştı.

Galatasaray’ın orta saha oyuncuları hem kuvvetli hem donanımlılar, her oyuncunun kendi yeteneklerine özel biçilmiş saha içi rollerinden bir takım oyunu yaratmak, ustalıktır. Bir santrfor olsaydı, en uçta oynayabilecek ve sadece son vuruş yapacak tek bir oyuncu, skor bambaşka bir noktaya gidebilirdi.

Okan Buruk her ne kadar futbolcularının geriye yaslanmasından şikayet etse de aslında çok fazla şansları yoktu. Dedik ya kontrol tamamen Galatasaray’daydı ve rakip ne isterse onu yapmak zorunda kaldılar.

Lider Başakşehir ile 4. Galatasaray’ın puan farkı 8, kalan maç sayısı 5 ve henüz bir şey bitmiş değil.

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya