SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Hikayeyi sonuç yazar

23. haftada Fenerbahçe-Galatasaray, Beşiktaş-Trabzonspor derbilerinin analizi, haftanın en iyi performansları ve maçların hikayesi.

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Hikayeyi sonuç yazar

İki dev derbi ve bunlar puan ve puanlarla hesaplanmayan, puan tablosundan bağımsız hikayelerini yazan rekabetler. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, her ikisi de beklentileri ters köşe yaptılar.

Bu hafta SÜPER LİG PANORAMA’da Beşiktaş-Trabzonspor ve Fenerbahçe-Galatasaray maçları var.

Haftanın fark yaratan değişikliği ise pazartesi akşamı geldi... 87’de oyuna girip 90’da takımına hem galibiyeti hem de liderliği getiren Martin Skrtel, Başakşehir’in Çaykur Rizespor karşısındaki en büyük kozu oldu.

İki dev maça dair notlarımızı, haftanın 11’ini, en iyi gol ve en iyi asisti ile harmanladığımız Süper Lig Panorama başlıyor.

SERGEN YALÇIN’A UĞURCAN ENGELİ

Maçtan önce sonucu belki tahmin etmiş olabilirsiniz, Beşiktaş evinde yenilmez, beklenebilecek sonuçlardan biriydi.

Ama bu oyun, gerçek anlamda Sergen Yalçın’ın bir takımı ne kadar farklılaştırabileceğinin kanıtıydı.

Baştan başlayalım.

Sörlöth’ün hemen maçın başında gelen golü, Beşiktaş gibi ev sahibi avantajı en kuvvetli takımlarda bile demoralize etmeye, oyundan düşürmeye yeterdi. Hele ki orta sahada kaybedilen bir top (artı) bomboş bırakılmış bir alanı nasıl kapatamadığı düşünülürse, tam bir defansif felaket....

İç sahada böyle bir golle 1-0 geriye düşen takımın geri dönmesi zorlaşır. Hele ki karşınızda Trabzonspor varsa...

Ligin maç eksiğine rağmen lideri olan bordo mavililer konusunda hemen hepimiz hemfikirizdir herhalde; sezonun genelinde oynadıkları futbolla şampiyonluğu hak ediyorlar.

Beşiktaş karşısında ortaya koydukları futbol ise defanslarının da şampiyonluğu hak ettiğini gösterdi.

Öyle bir rakip vardı ki karşılarında, sezonun şimdiye kadar net en iyi oyununu oynayan, hiç durmadan sürekli hücum düşünen, topunu tüfeğini neyi varsa ortaya koyan, 1-0 geride olmasına rağmen asla maçtan kopmayan bir Beşiktaş.

Maçı izlerken, düşündüm, bu sezon Trabzonspor’u yenildiği maçlarda bile bu kadar savunmada izlemedik. Trabzonspor bu sezon Sivasspor, Göztepe ve Denizlispor’dan yenilgi aldı ve kaybederken de savunma yapmadılar. Hatta 22 maçın sadece 5’ini kalesinde gol görmeden tamamladı.

Bordo mavililerde teknik direktör Ünal Karaman döneminin en fazla eleştirildiği kısmı da defansif sorunlardı. Uğurcan Çakır’ın, gol yemesine rağmen beğeniyle karşılanan performansı da hep asıl büyük soru işaretini oluşturuyordu.

Dolayısıyla Trabzonspor maç içindeki vaktinin büyük çoğunluğunu hücumda geçiriyor, yediğinden fazlasını atarak kazanıyor, oyunu mümkün olduğunca savunmada kalmıyorlardı.

Beşiktaş karşısında 1-0 öne geçtikten sonra oyunu yine rakip sahaya yığmaları gerekiyordu ki defansif problemler başlarına iş açmasın.

Ama Sergen Yalçın’ın oyun planı, işte bu savunma açıklarından mümkün olduğunca yararlanmak, ne kadar geriye itebilirse o kadar itmekti. 11 Trabzonsporluyu ne kadar küçük bir alana sıkıştırabilirse o kadarını deneyecekti. Hata yapacak ve maçı verecekti.

Tam olarak Sergen Yalçın’ın beklediği ve istediği gibi oldu. Trabzonspor yarı sahasından çıkamadığı gibi az adamla ileride kalmak zorunda kaldı.

Ancak hesapların tutmadığı iki yer vardı:

1- Uğurcan Çakır

2- Burak Yılmaz

Elbette Karius’u ve Beşiktaş savunmasını eleştireceğiz, Sörlöth’ü de Ekuban bve N’Diaye’nin asistlerinin hakkını vereceğiz.

Ancak maçı Karius ve Sörlöth değil, Burak Yılmaz ve Uğurcan Çakır belirledi.

Beşiktaş’ın ikinci golünü hatırlayın; Burak merkezden sayısız gol kaçırmış, Boateng ile merkezde birbirlerinin ayağına basmaktan onlarca fırsat kaçmış, kanatlar orta sahalar hep beraber ceza sahasında... Tek bir hızlı atakta Burak Yılmaz’ın kanada açılıp merkezde Boateng’i yalnız bırakması ve gol.

Modern futbolda, (biraz reklam kokacak ama) futbolcunun akıllısına ihtiyaç var. Burak Yılmaz’ın azmine, çalışkanlığına, kendinden vermesine kimse itiraz edemez ama en çok ihtiyaç duyulduğu anda çözüm üretmek yerine aynı şeyi onlarca kez tekrar tekrar denemeyi tercih ediyor.

Bize de o ikinci golden sonra “Bunca zamandır aklın neredeydi” diyerek serzeniş kalıyor.

Gelelim Uğurcan Çakır’a... Süper Lig Panorama sayfasında gol yemiş defanstan stoper aldık ama gol görmüş kaleci seçmeyiz, mantığına aykırıdır, 2 gol yemiş kaleci haftanın en iyi performansı olmaz.

Olurmuş...

Uğurcan Çakır öyle bir maç çıkarttı ki kesinlikle maçın adamı oldu.

Ama elbette buraya bir şerh düşmek şart: Uğurcan’ı haftanın kalecisi yapan, ikinci golün kahramanları Ekuban ve Sörlöth’tür.

Çünkü futbolda tüm hikayeyi sonuç yazar!

FENERBAHÇE DEPLASMANINDA PAS YAPAN GALATASARAY

Bir tarihin bitişine tanıklık ettik. 1999’un aralık ayından 2010’nin şubatına, geçen 21 yıl ve 49 maçlık yenilmezlik serisi sona erdi ve bizler buna tanıklık ettik.

Her şeyden, futboldan ve hakemden ve taktikten ve maçtan ve evet her şeyden önce, söylenmesi gereken bir şey var: Fenerbahçe taraftarı, sahada olan bitenlere, gerginliklere, hakeme, kendi futbolcusunun formsuzluğuna, Galatasaray’ın deplasmanda pas yapmasına engel olamayan takımına, son 10 dakikaya 2-1 yenik girmelerine, uzatmalarda bastıran takımlarının arkada verdiği boşluktan Onyekuru’nun koşularına ve en sonunda gelen 3. gole... Her şey ama her şeye rağmen, sakin kalmayı başardılar.

Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi deplasmanda mağlup edeceği gün gelecekti, bir gün, o gün 23 Şubat’tı.

Fenerbahçe taraftarını bu kadar sağduyu ile 100 dakikayı göğüslemesinin altında elbette izledikleri şeyin sonucunun nereye vardığını görebilmeleri yatıyor. Bütün okları sağa sola fırlatabilir, herkesi suçlu ilan edebilir, sorumluluğu da üzerinizden atabilirsiniz, ama taraftarı kandıramazsınız.

Galatasaray 20 senedir Fenerbahçe’yi Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda neden yenememişti? 11 futbolcu, 40 bin taraftar, kasırga gibi çöker rakibin üzerine... İlk 25 dakika, öyle bir baskıyla oynar ki sarı lacivertliler, rakip futbolcunun içinde kalmış en küçük “kazanabiliriz” tanesine kadar söker, sonrası zaten kolaydır.

Pazar akşamı, ilk yarı, dakikalar 16-17’yi gösteriyor, ekranda sarı kırmızılı futbolcular rakip yarı sahaya paslarla giriyorlar, üçgenler yapıyorlar, tek toplarla ilerliyorlar, oyunu ve tempoyu kontrol ediyorlar.

Fatih Terim, Galatasaray’ın başında ilk kez bir Fenerbahçe deplasmanında tamamen planladığı oyunu oynatabildi.

İlk yarı top yapan, paslaşan, kaleye giden, savunma arkasını deneyen, ceza sahasına çok yaklaşmadan hücuma çıkan Galatasaray’ın tüm kurgusu da Seri’nin üzerindeydi. Lemina’nın yokluğunda normalden bir adım geride oynayan Belhanda’nın görevi de defansif ağırlıklıydı. Oyunu Onyekuru’ya açmak, onun koşularına eşlik eden Falcao ile merkezden, Feghouli ile ters kanattan açılacaktı, bekler de savunmaya destek verecek geride bekleyecekti.

Fenerbahçe maçı 100. dakikada son düdükle kaybetmedi, fauller ve kartlar ve hakem hatalarıyla da kaybetmedi. Fenerbahçe derbiyi Galatasaray’ın tempoyu kontrol etmesine izin verdiği an kaybetti.

İlk yarı 1-1’i yakalayınca ikinci yarı beklemeye geçtiler. Çünkü Fenerbahçe mecburen gol bulmak için çıkacaktı, Onyekuru’nun koşuları da fırsat bekleyecekti.

Beklediğinden daha fazla pozisyon buldu Fatih Terim, ve belki ilk defa aklındaki tüm oyunu oynatabildi.

Ersun Yanal ise maça ne başlarken ne de devam ederken müdahale edemedi.

Tolgay’la başlamak yanlıştı, bunu zaten herkes söylüyor, ama asıl kanatlarda orta saha oyuncularını oynatmak daha büyük hataydı.

Her maça devşirme kanatla çıkamazsınız, 11 kişilik kadronun 6’sı orta saha oyuncusuysa bu takımla alternatifli hücumlar kuramazsınız. Yapabilecekleriniz sınırlı kaldığı gibi Onyekuru gibi patlamalı koşuları olan çizgi kanatlara karşı savunma da yapamazsınız.

Ersun Yanal’ın kadrosunun yanlışları bir yana, az önce bahsi geçen o 16-17. dakikalarda yedek kulübesine dönüp rakibini durdurmak için hiçbir şey yapmamış olması ise başka bir boyutu.

Hemen herkes 11’e yüklenedursun, ben en çok kenardan maçı izlemiş olmasının ölümcül olduğu fikrindeyim.

Bir son söz de hakem Halil Umut Meler için söyleyerek bitirelim.

Genç neslin dikkatle izlenen bir hakeminin ilk derbi maçıydı. Biraz tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Böyle maçlarda oluşabilecek gerginliği kontrol edemediğini söylemek gerek, kontrolü kaybetmemek için fazla sert davrandığı da doğru. Hani gördüğünü çal derler ya, her gördüğünü çaldı. Fenerbahçeli futbolcuların çok sert faullerini daha en başından kontrol altına alabilecek deneyimde olmaması, her faul ve sarı kartta stadın tepesine yıkılmasına neden oldu. Pek çok yerde kontrolü sağlamaya çalışırken kaybetti.

Güler yüzlü bildiğimiz Halil Umut Meler’in, çatık kaşlarının maça da atmosfere de çok faydası olmadı..

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya