SON DAKİKA HABERLER : Yükleniyor.....
HAVA DURUMU : İstanbul 7°C/ 20°C

PANORAMA: Ses-siz-lik

Sessiz, seyircisiz, endişeli, tedirgin, golsüz, keyifsiz... Çok "siz"li ve az "biz"li bir Süper Lig haftasından panorama nasıl çıkar?

Didem DİLMEN Didem DİLMEN
PANORAMA: Ses-siz-lik

Seyircisiz ve virüs korkusu ile geçen 26. hafta, tarihe kötü bir cümle olarak yazılacak. Gol saysı az, pozisyon yetersiz, zevksiz ve aslına bakarsanız anlamsız bir haftayı geride bıraktık. Hala yazılacak bu kadar cümle nasıl çıktı? O da aynı bir soru işareti...

FİKİR DOĞRU, UYGULAMA ZAYIF

Trabzonspor ile Başakşehir, biri Avrupa bir erteleme yorgunu olarak çıktıkları seyircisiz maçı, bize vadettikleri futbolun çok uzağında bitirdiler.

Seyircisizlik, sessizlik ve yorgunluk elbette etkili oldu, ancak yine de bu kadar büyük hedefler peşindeki takımların kazanmak zorunda oldukları bir maçta biraz daha mücadeleyi yükseltmelerini beklemeyelim mi?

Okan Buruk, Trabzonspor’a karşı basit bir planla sahaya çıktı: Sakin ve takım halinde rakibi karşılayıp yine takım halinde hücuma çıkmak... Trabzonspor’un bireysel yeteneklerini alanın içinde eritmek ve etkisiz hale getirmek.

Öte yandan Okan Buruk’un takımının girdiği pozisyonları gole çevirmesi de gerekiyordu, sadece durdurarak ancak ve ancak berabere kalınabilir. Eğer gol attıysanız da bu sefer rakibin gol aramasından faydalanıp ikinciyi atacaksınız ki 3 puanınız olsun.

Başakşehir, planın ilk kısmını başardı ki gol atana kadar da sahaya uygulamada başarılıydı. Ama ne yazık ki golü attıktan sonra oyundan düştü, golü arayan Trabzonspor’a karşılık veremedi.

Bu kadar tehlikeli oyunculardan kurulu bir takıma karşı hem oyunu hem alanı karşılamak ve bir yandan da ileri çıkabilmek zordu, Başakşehir’in de Trabzonspor karşısında bu kadar zorlanması normaldi.

Öte yandan Trabzonspor için oyunun geneli daha büyük hayal kırıklığı oldu.

Oynadığı maçların %80’inden fazlasında ilk golü atan taraf Trabzonspor’du, maçı erken ele geçirip kopartan taraf da bordo mavililer oluyordu. Trabzonspor rakibini sadece yenmiyor, kazanma ihtimaline inanmalarını da engelliyordu.

Başakşehir’e karşı ise ne ilk golü atabildiler, ne oyunu ele geçirebildiler ne de kazanma ihtimalini ellerinden alabildiler.

Bu sezon Trabzonspor’un iyi olup da kaybettiği, kötü olsa da kazandığı maçları elbette izledik. Ama ilk kez bir maçta bu kadar etkisiz kaldılar.

Seyircisizlik bir açıklama olmasa gerek...

İSYAN EDECEK KİMSE YOK MU?

Teknik direktörsüzlük, yalnızlık, tükenmişlik, hedefsizlik...

Fenerbahçe’nin Konyaspor maçının sıkıntılı geçmesini beklememiz elbette normaldi, özellikle Denizlispor maçının ardından...

Ersun Yanal ile geçen son haftaların ardından neredeyse tamamen futboldan kopmuş ve aslında maça çıkmayı bile istemeyen bir Fenerbahçe ile daha karşılaşacağımızı tahmin etmiştik.

Denizlispor maçının son dakikasında gelen beraberlik golü sonrasındaki sevinç bile eleştirilmiş, Fenerbahçe beraberliğe sevindi gibi bir algı oluşturulmuştu. Bunun ardından olası iki senaryo vardı; ya Fenerbahçeli futbolcular reaksiyon gösterip maçı kopartacaklardı ya da daha fazla korumaya çekileceklerdi.

İkisini de yapmadılar... Aslında Fenerbahçe maça çıktı sadece ama oynamadı.

Eğer ki karşımızdaki takım, yabancılardan kurulu ve kiralık oyuncuları fazla olan bir kadrodan oluşsaydı, umurlarında bile değil der geçerdik. Ana iskeleti yerli oyunculardan kurulu, milli takım hedefi olan futbolcuların oluşturduğu bir grubun isyan etmemesi ise açıklanamaz.

Geçen hafta Denizlispor’un bu hafta Konyaspor’un kendi oyunlarını oynamasına izin verdiler, atak yediler, cevap vermekte zorlandılar, atağa çıkamadılar, kesilince oyundan düştüler.

Konyaspor’un maçın ilk golünü atacağı hemen hemen kesin gibiydi, özellikle de 9 DETAY’da da bahsettiğimiz 4 maçın 3’ünde ilk golü atan taraf oldukları istatistiğini de düşünürsek. Ancak maçın kalanı, tahmin edilen senaryoya uymadı.

Fenerbahçe’nin Konyaspor’dan golü yiyip 1-0 geriye düşünce reaksiyon vermesini, gol aramasını ve hatta bulmasını, rakibin üzerine gitmesini beklemiştik. Yanıldık.

Gidemedi Fenerbahçe, hatta hemen hemen hiçbir şey yapamadı.

Bu takımdan artık daha fazla isyan beklemenin de anlamı kalmadı.

YAĞMURUN BİLE SESİ YOKTU

Yağmurun sesini duymayı bekleyeceğiniz son yer bir derbi maç olsa gerek...

Biz pazar akşamı işte derbiye eşlik eden yağmur sesine tanıklık ettik ve muhtemelen kişisel tarihlerimizin en unutulmaz anlarından biri olarak yazıldı.

Maçlar seyircisiz izlenmiyor, orası kesin...

Türk futbolundan tribündeki sesi çıkarttığınızda geriye kalan şey eksiklik hissi oldu. Hem Trabzonspor-Başakşehir hem de Galatasaray-Beşiktaş derbisi bize aslında bir ana fikir de bıraktı:

Ne kadar hedefler büyük olsa da, her 3 puan hayat memat meselesi olsa da, bunlar birer şampiyonluk maçı olsa da, taraftar ve o ses olmadan futbola konsantre olamazsınız.

Yoksa bu 4 takımdan hiçbirinin 1 puana razı görüntüsünü açıklayamayız.

Gerçi karşılaştırılınca yine en çok pozisyonun olduğu maç yine Galatasaray-Beşiktaş maçıydı.

Her iki takımın da en az 2’şer %100’lük gol pozisyonu vardı ve atılamadı.

Sadece 1’i bile her şeyi değiştirebilecekken...

Maçın detaylarında dikkat çekilesi birkaç notu daha vardı.

1- Fatih Terim’in maç sonunda dediği gibi, “Bu takıma Sergen Yalçın’ın eli değmiş!” Gediğinden bu yana Beşiktaş ilk kez Sergen Yalçın takımı gibi alanı kapatan ve rakibi kendi istediği yerlerden oynamaya mecbur bırakan oyununu oynadı.

2- 35 yaşındaki Gökhan Gönül, 22 yaşındaki Onyekuru’nun kanat bindirmelerinin tek birine bile geçit vermeyerek ve onunla birlikte koşu atıp ayağındaki topu da alarak futbolun nüfus kağıdı meselesi olmadığını gösterdi.

3- Galatasaray, savunmasını orta çizgiye kurdu ve o bölgede Donk ile Marcao, hem Burak Yılmaz’ın hem Boateng’in geçişine izin vermedi. Rakibin elinde bu denli önemli silahlar varken sadece 2 savunmacıyla kaleden bu kadar uzak bir mesafeye savunma kurup arkaya sarkmayı engellemek mümkünmüş.

Okuyucu Yorumları

0 Yorum

E-Posta hesabınız yayınlanmayacaktır. * İle işaretlenmiş alanlar zorunludur. Yönetici onayından sonra yorumunuz gözükecektir.

© Copyright Asist Analiz - Bolbol Medya